Çağdaş sanatın uluslararası ölçekte öne çıkan Kürt sanatçılarından Hayv Kahraman, Londra’daki Pilar Corrias Galerisi’nde açılan What Cannot Be Said Will Be Wept (Söylenemeyen Şey Ağlanacaktır) başlıklı yeni kişisel sergisiyle izleyici karşısına çıktı. 5 Haziran – 5 Eylül 2026 tarihleri arasında görülebilecek sergi, sanatçının son dönem üretimlerini bir araya getirirken, beden, göç, sürgün, ekolojik yıkım, hafıza ve yas kavramlarını aynı düşünsel düzlemde buluşturuyor. Kürt-Iraklı bir mülteci olarak çocuk yaşta ülkesinden koparılan Kahraman, insanın doğayla kurduğu kadim bağın nasıl parçalandığını resimlerinin merkezine yerleştiriyor.
Figure Threading Tear Beads, 2026. Oil and acrylic on linen 88.9 x 88.9 cm 35 x 35 in
Kahraman’ın yeni sergisi, sanatçının kişisel yaşamındaki iki büyük kırılmadan besleniyor. Birincisi çocuk yaşta deneyimlediği zorunlu göç, ikincisi ise 2025 yılında Los Angeles’taki büyük orman yangınlarında evini kaybetmesi. Sanatçı, bu iki deneyimi birbirinden bağımsız olaylar olarak görmüyor; tersine, insanı yaşadığı coğrafyadan, doğayla kurduğu ilişkiden ve hafızasından koparan daha geniş sistemlerin sonucu olarak değerlendiriyor. Sergiye eşlik eden metninde modernite ve sömürgeciliğin en büyük etkisinin “ayrılık” olduğunu söylerken, insanın yalnızca coğrafyasından değil; çevresinden, atalarının bilgisinden ve doğayla kurduğu ilişkiden de uzaklaştırıldığını vurguluyor. Bu yabancılaşma, serginin bütününe yayılan görsel dilin de temelini oluşturuyor. Kahraman’ın yeni üretimleri, önceki dönemlerinde geliştirdiği beden, hafıza ve kimlik eksenli araştırmadan kopmuyor; aksine bu araştırmayı farklı bir resimsel düzleme taşıyor. Sanatçının karakteristik kadın figürleri, porseleni andıran tenleri, yay biçimli kaşları, beyazlaşmış gözleri ve farklı kültürel geleneklerden beslenen bezemelerle örülü giysileriyle bu görsel evrenin merkezinde yer almaya devam ediyor. Özellikle İran minyatürleri, Abbasi dönemi el yazmaları ve Ortadoğu tekstil kültürünü çağrıştıran desenler, figürü süsleyen dekoratif ayrıntılar olmaktan çıkarak beden, kimlik ve kültürel belleğin taşıyıcılarına dönüşüyor. Ancak bu kez figürler, ebruyu andıran akışkan yüzeylerle, inci dizilerini andıran gözyaşlarıyla ve sınırları sürekli çözülen mekânlarla yeni ilişkiler kuruyor. Böylece beden, kapalı ve bütünlüklü bir varlık olmaktan çıkarak akış, dönüşüm ve geçirgenlik içinde yeniden düşünülüyor. Sergi boyunca ebru ise yalnızca estetik bir referans değil; hafızanın, yasın ve sürekli değişimin maddi karşılığı olarak resimlerin kurucu unsuruna dönüşüyor.
Eyes in Waters, 2026. Oil and acrylic on linen 139.7 x 190.5 cm 55 x 75 in
Serginin dikkat çekici yönlerinden biri de üretim sürecinde suyun doğrudan resimsel sürece katılmasıdır. Kahraman, bazı yapıtlarında mermerleme tekniğinden yararlanarak tuvali suyun yüzeyiyle buluşturur ve boyanın suyla birlikte kendi hareketini oluşturmasına izin verir. Kontrol ile rastlantı arasında kurulan bu hassas denge, sanatçının kompozisyon anlayışının da temelini oluşturur. Ebrunun kendiliğinden gelişen hareketleri, resimlerde görülen akışkan yüzeylerin görsel kaynağı olarak belleğin ve dönüşümün işleyişine dair düşünsel bir model hâline gelir. “What Cannot Be Said Will Be Wept” sergisine eşlik eden basın metninde yer alan şu ifade, sanatçının yaklaşımını güçlü bir biçimde özetliyor. “Yanan bir dünyada yüzümü suya dönüyorum: denizlere, nehirlere, gözyaşlarına. Jestlerin ve ritüellerin peşine düşüyor, ekolojimle törensel bir ilişki kurmanın yollarını arıyorum. Resim, adanmışlığın mekânına dönüşüyor; ilişkiselliğin özenle geliştirildiği, kederin ise kendine yer bulup biçim kazandığı bir pratiğe. Tuvalin suya daldırılmasıyla oluşan ebrunun maddeselliği törensel bir deneyim duygusu yaratıyor; ruhun yüzeye çıkabileceği bir alan hâline geliyor. Suya gömülme eylemiyle yavaş yavaş gerçekleşen bir iyileşme başlıyor.” Bu nedenle resim yapmak Kahraman için teknik bir üretim sürecinden çok, yasın biçim kazandığı, belleğin yeniden örgütlendiği ve iyileşme olasılığının yavaş yavaş ortaya çıktığı ritüel bir eyleme dönüşür. Kahraman, bazı acıların dile sığmadığını, ancak beden aracılığıyla, gözyaşıyla ve sessizlikle ifade edilebildiğini söylüyor. Yas burada sadece kaybın bir ifadesi değildir.
Four Figures Kneeling, 2026. Oil and acrylic on linen 231.1 x 180.3 cm 91 x 71 in
Sanatçının üretiminde tekrar eden gözyaşı damlası ve ebru gibi akışkan yüzeyler estetik bir tercih olmanın ötesinde, yaşamın karşılıklı bağımlılığına ve varoluşun ilişkisel doğasına işaret eden güçlü metaforlar haline geliyor. Keza metinde yer alan sufi geleneğine göndermeleri de dikkat çekici. Bir su damlasının okyanusa karışarak tekilliğini kaybetmesi, bireyin daha büyük bir varoluş içinde erimesini anlatan güçlü bir metafor olarak kullanılıyor. Bu düşünce aynı zamanda Mezopotamya’nın su merkezli kültürel hafızasını da çağrıştırıyor. Dicle ve Fırat'ın şekillendirdiği coğrafyada su; yaşamın, belleğin, dönüşümün ve sürekliliğin simgesidir. Kahraman, bu kültürel mirası çağdaş sanatın diliyle yeniden yorumluyor. Sanatçının ekolojik yıkıma yaklaşımı da serginin belirleyici yönlerinden birini oluşturuyor. Bu bağlamda Kahraman, iklim krizini savaşlar, sömürgecilik ve kapitalist tahakkümle iç içe geçmiş tarihsel bir süreç olarak ele alıyor. Ona göre insanın yaşadığı kişisel acı ile gezegenin yaşadığı yıkım birbirinden ayrı düşünülemez. Bu doğrultuda sergideki resimler, doğanın temsili tasvirleri olarak kurgulanmıyor; insan ile yeryüzü arasındaki maddi ve ontolojik ilişkiyi araştırıyor.

Pilar Corrias Sergi Mekanından Londra
Özetle Hayv Kahraman’ın Londra’daki What Cannot Be Said Will Be Wept sergisi, sanatçının uzun yıllardır beden, göç ve hafıza etrafında geliştirdiği görsel düşüncenin yeni bir evresini görünür kılıyor. Kadın bedeni bu kez su, ebru, gözyaşı ve ritüel aracılığıyla daha geniş bir ekolojik ve ilişkisel varoluş anlayışı içinde yeniden ele alınırken, kişisel yas ile gezegensel kırılganlık aynı resimsel düzlemde buluşuyor. Böylece Kahraman, zorunlu göçten iklim krizine uzanan farklı şiddet biçimlerini ortak bir tarihsel kopuşun parçaları olarak düşünmeye davet ederken; resmin hâlâ hafızayı, yası ve iyileşme ihtimalini birlikte taşıyabilecek güçlü bir düşünme alanı olduğunu da hatırlatıyor.

Hayv Kahraman: 1981 yılında Bağdat'ta doğdu. 1990'lı yıllarda ailesiyle birlikte Irak'tan ayrılarak önce İsveç'e sığındı. Daha sonra Amerika Birleşik Devletleri'ne yerleşen sanatçı, bugün Los Angeles'ta yaşamını ve çalışmalarını sürdürüyor.
Kahraman’ın sanatsal pratiği; zorunlu göç, diaspora, kadın bedeni, kimlik, sömürgecilik, hafıza ve biyopolitika ekseninde şekilleniyor. Resim, desen, heykel ve yerleştirme gibi farklı disiplinlerde üreten sanatçı, Mezopotamya kültürel mirasını çağdaş sanatın diliyle buluşturarak özgün bir görsel anlatım geliştiriyor.
Eserleri; British Museum (Londra), Los Angeles County Museum of Art (LACMA), Museum of Contemporary Art San Diego, Pérez Art Museum Miami, Mathaf: Arab Museum of Modern Art (Doha), Barjeel Art Foundation (Şarika) ve Birmingham Museum of Art başta olmak üzere dünyanın önemli müze ve koleksiyonlarında yer alıyor.
Son yıllarda Seattle Frye Art Museum, Institute of Contemporary Art San Francisco, Rice University Moody Center for the Arts, The Mosaic Rooms (Londra) ve Kunsthalle Düsseldorf gibi önemli kurumlarda kişisel sergiler açan Kahraman, günümüzün uluslararası alanda en çok takip edilen Kürt çağdaş sanatçılarından biri olarak kabul ediliyor.

info@firezz.com
Yorumlar
00