İçeriğe geç
FIREZZ — Kurdish Contemporary Art Magazine Issue 1, Summer 2026
SMILE MANIACALLY WE’RE ALIVE: JALA WAHİD’DE BEDENİN BİLGİYE DÖNÜŞTÜĞÜ YER

SMILE MANIACALLY WE’RE ALIVE: JALA WAHİD’DE BEDENİN BİLGİYE DÖNÜŞTÜĞÜ YER

Heykel, enstalasyon, film, ses ve metni aynı anda kullanan Wahid, pratiğini emperyalizmin ve sömürgeciliğin bugüne uzanan izlerini bilgi ve iktidar biçimlerinin sürekliliği üzerinden okumaya adıyor. Çatışmalı tarihlerden, arşivlerden ve yaşanmış deneyimlerden yola çıkarak, genellikle birbirinden kopuk düşünülen alanları bir araya getiriyor.

Bir beden ne zaman veriye dönüşür? Hangi eşikte deneyim, ölçülebilir bir kayda indirgenir ve bu indirgemenin öznesi kim olur? Londra merkezli çağdaş Kürt sanatçı Jala Wahid’in, Avusturya’nın Lustenau kentindeki DOCK 20 – Kunstraum und Sammlung Hollenstein’da Anne Zühlke küratörlüğünde açtığı Smile Maniacally We’re Alive başlıklı sergi, tam da bu sorular etrafında şekilleniyor. 3 Ekim 2026 akşamı düzenlenen açılışın ardından 4 Ekim’den itibaren ziyarete sunulan sergi, 16 Ocak 2027’ye kadar görülebilir. Sanatçının on yılı aşkın süredir izini sürdüğü meselenin, beden, gözetim, göç, hafıza ve bilgi üretimi arasındaki gerilimli ilişkinin, yoğunlaştırılmış bir kesitini sunuyor.

Mekanın kendisi de bu bağlamda anlamlı. 1971’den bu yana Lustenaulu ressam Stephanie Hollenstein’ın sanatsal mirasını barındıran ve belediyeye ait olan bu sanat kurumu, aynı zamanda güncel ve genç sanatçıların pozisyonlarını sunmaya odaklanıyor. Hollenstein’ın kendi biyografisi de çelişkili bir mirası taşıyor. Birinci Dünya Savaşı yıllarında cephede asker ve savaş ressamı olarak bulunmuş, bu deneyimi kariyerinin merkezine yerleştirmiş, ardından Nasyonal Sosyalist dönemde kültür bürokrasisinde üst düzey bir göreve gelmişti. DOCK 20, koleksiyonundaki bu 1915-1917 dönemine ait çizimleri düzenli olarak sergileyip tartışmaya açıyor. Mekanda, mazinin korunması ile bugünün sorgulanması arasındaki bu etkileşim, Wahid’in projesiyle örtüşen bir arka plan oluşturuyor.

© Galeri ve sanatçının izniyle.

Sanatçının üretiminde özel olan ile politik olan hiçbir zaman iki ayrı katman olarak durmuyor; zira biri diğerinin içinden konuşuyor. Heykel, enstalasyon, film, ses ve metni aynı anda kullanan Wahid, pratiğini emperyalizmin ve sömürgeciliğin bugüne uzanan izlerini bilgi ve iktidar biçimlerinin sürekliliği üzerinden okumaya adıyor. Çatışmalı tarihlerden, arşivlerden ve yaşanmış deneyimlerden yola çıkarak, genellikle birbirinden kopuk düşünülen alanları bir araya getiriyor. Kurumsal inceleme ile bireysel tanıklık, bilimsel teknolojiler ile bedene işlemiş hafıza, siyasal yapılar ile mahrem aile hikayeleri birbirini izliyor. Bu pratiğin belki de en açık örneği, Wahid’in 2020 yılında Britanya ile Kürdistan arasındaki ilişkiyi petrol üzerinden okuduğu Conflagration (Büyük Yangın) projesidir. BALTIC (Gateshead) ve Tramway (Glasgow) gibi prestijli sanat mekanları tarafından ortaklaşa üretilen ve farklı mekanlarda sergilenmek üzere gezici olarak sunulan bu sergi, sanatçının ilk kurumsal solo sunumuydu. İşin merkezinde, Kürdistan’ın Kerkük bölgesindeki Baba Gurgur petrol sahasında ilk kuyunun açıldığı anı –14 Ekim 1927, saat 03.00– anımsatan ışık heykeli Sick Pink Sun yer alıyor. 1948’e kadar dünyanın en büyük petrol sahası olarak kabul edilen Baba Gurgur, bugün Federal Irak ile Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasında ihtilaf konusu olan bir bölgede bulunuyor. Sanatçı, bu tarihsel mirası ve güncel siyasal bağlamı, İngiliz Milli Arşivi ile British Petroleum arşivlerinden derlenen malzemelerle 2022’de oluşturulan Naphtha Maqam (NaftaMakamı) adlı ses yerleştirmesi üzerinden de ele alıyor. Wahid, bu çalışmada ses yapımcısı Owen Pratt ve tanınmış Kürt besteci ve şarkıcı Amal Saeed Kurda ile birlikte çalışıyor. Böylelikle petrol, ekonomik bir kaynak olmaktan çıkarak bir bölgenin kaderini biçimlendiren; bedenlere, toprağa ve hafızaya nüfuz eden bir iktidar aygıtı olarak beliriyor.


© Galeri ve sanatçının izniyle.

İz sürme, Wahid’in üretiminin merkezinde duruyor. Kurumsal ve özel arşivlerde, sömürgecilik tarihinin maddi izlerini ve bu geçmişin bugüne taşıdığı sonuçları didikliyor. Bu didiklemenin kapsamına sömürgeci bir girişim olarak arkeoloji ve kamuflaj/görünmezlik teknolojileri üzerine askerî çalışmalar da giriyor. Wahid bu konuları birbirinden kopuk teknik olgular olarak ele almak yerine, ailevi anlatıları kullanarak görünüşte ayrı duran mekanizmalar arasındaki yakınlığı açığa çıkarıyor. Bu bakış açısı, işini yalnızca eleştirel bir belgeleme çabasından ayırıyor. Sömürgecilik sonrası dönemin teknik aygıtlarını kamuflaj ve arşiv ile kendi ailesinin hayatta kalma stratejileriyle aynı düzleme yerleştirerek, soyut iktidar mekanizmalarını bedenin somut tarihine geri bağlıyor.


© Galeri ve sanatçının izniyle.

Bu yakınlık, sanatçının son dönem heykellerinde malzeme düzeyinde de okunabiliyor. Stealth Technology (2025) (Gizlenme Teknolojisi) adlı işinde Wahid bronz, yağlıboya, alçı, paslanmaz çelik ve ahşabı bir araya getiriyor. Başlığın doğrudan çağrıştırdığı askerî görünmezlik teknolojisi fikri, heykelin kendi yüzeyinde, boyanmış ve işlenmiş metalin ışığı nasıl tuttuğu ya da sakladığı sorusunda, bir karşılığa dönüşüyor. Methods of Escape (2025) (Kaçış Biçimleri) ise fiberglas, alçı, alüminyum, ipek, deri ve kiraz saplarını bir araya getiren, daha büyük ölçekli bir iş. Başlığındaki “kaçış” vurgusu, Wahid’in ailesinin Kürdistan’dan Britanya’ya uzanan göç tarihiyle dolaylı bir akrabalık kuruyor. Behind the Scenes (2025) (Perde Arkası) ise aynı malzeme dünyasını, bronz, alçı, çelik, ahşap, daha küçük ve daha mahrem bir ölçekte tekrar ediyor. Bu üç iş, sanatçının sert, endüstriyel malzemeleri (bronz, çelik) organik ve kırılgan olanlarla (ipek, kiraz sapları) yan yana koyma stratejisini sürdürüyor: teknik/askerî sistemlerin dili ile bedenin, ailenin, hafızanın dili aynı yüzeyde buluşuyor. Burada malzeme, heykelin fiziksel yapısını kuran bir unsur olmaktan çıkıp farklı tarihsel deneyimlerin taşıyıcısına dönüşüyor. Metalin sertliği, fiberglasın endüstriyel niteliği ya da ipek ve kiraz saplarının kırılganlığı, savaş ve göç gibi büyük ölçekli tarihsel süreçleri gündelik ve bedensel deneyimlere bağlayan bir karşılaşma alanı oluşturuyor. Dolayısıyla Wahid, askerî teknolojinin anonim ve işlevsel dünyasını, kişisel hafızanın daha kırılgan ve duyusal alanıyla aynı maddi düzlemde karşı karşıya getiriyor. Malzemeler arasındaki bu farklılık, bir yandan güç, korunma ve kontrol fikrini çağrıştırırken, diğer yandan saklanma, kaçma, dayanma ve yakınlık gibi daha kişisel biçimlere açılıyor.


© Galeri ve sanatçının izniyle.

Wahid’in daha önceki işleri de bu okumayı destekliyor. 2023 tarihli I Love Ancient Baby (Antik Bebeği Seviyorum), GAK Bremen’de sergilenen tek kanallı video işi, Louvre ve British Museum’dan alınan arkeolojik objeleri vitrinlerinin dışına çıkarıp renkli fonlar önünde yeniden sahneliyordu. Gümüş bir zincirle boynuna asılmış zarlarla birlikte sergilenen siyah bir kedi heykeli, rengarenk bir kürk yastığın üzerine yerleştirilmiş bir buzağı figürü gibi, müzenin camının ardında donuklaşmış objeler burada renk ve dokunulabilirlik kazanıyordu. Bu yeniden sahneleme, nesneleri yalnızca geçmişin kalıntıları olmaktan çıkararak, müzenin ve arşivin belirlediği tarihsel çerçevenin yeniden düşünülmesine açıyor. Zamanı doğrusal değil döngüsel bir süreç sayan, mazi ile bugün arasındaki sürekliliği ailevi ve kişisel bir sesle görünür kılan bu yaklaşım, Wahid’in pratiğinde tekrar eden bir omurga oluşturuyor. Smile Maniacally We’re Alive sergisi de bu omurga üzerinden okunabilecek bir iş listesi sunuyor. Sergi başlığının kendisi, kesin cevaplar sunan değil, soruyu sürekli açık tutan bir alan kurma niyetine işaret ediyor. Belki de başlığın taşıdığı o çılgınca gülümseme, bu direnişin kendisidir. Bu direniş de bedenin, onu ölçmeye çalışan her düzeneğe rağmen hala hayatta olduğunun ve anlatacak kendi hikayesi olduğunun bir kanıtıdır.


© Galeri ve sanatçının izniyle.

Jala Wahid: Kürdistan’dan Britanya’ya göç eden Kürt bir ailenin çocuğu olarak 1988’de Londra’da doğdu. Halen aynı kentte yaşıyor ve çalışmalarını sürdürüyor. Goldsmiths College’daki lisans eğitimini 2014’te tamamlayan sanatçı, Royal Academy of Arts’ta güzel sanatlar alanındaki yüksek lisans eğitimini (PgDip) 2019’da tamamladı. 2012-2019 yılları arasında SALT. Magazine’in eş editörlüğünü üstlendi.

Wahid’in kişisel sergileri arasında Sophie Tappeiner, Viyana (2026); Niru Ratnam, Londra (2024); GAK Bremen (2023); Kunstverein Freiburg (2023); Tramway, Glasgow (2023) ve BALTIC Centre for Contemporary Art, Gateshead (2022) bulunuyor. Eserleri son dönemde MK Gallery, Milton Keynes (2024); Stavanger Art Museum, Norveç (2023); Goldsmiths CCA, Londra (2022); CAPC Musée d’art contemporain, Bordeaux (2020); SculptureCenter, New York (2019); Arnolfini, Bristol (2019); De La Warr Pavilion, Bexhill (2019) ve Nottingham Contemporary’nin (2018) grup sergilerinde gösterildi. Çalışmaları, Lafayette Anticipations, Paris ve FRAC Grand Large, Dunkerque’in yanı sıra çeşitli özel ve kurumsal koleksiyonlarda yer alıyor.

info@firezz.com 

Yorumlar (0)

Yorum Yaz