İçeriğe geç
FIREZZ — Kurdish Contemporary Art Magazine Issue 1, Summer 2026
GÖRÜNENİN KESİŞİMİNDE: GÜNEŞ KAPLAN’IN HIDDEN LIVES SERGİSİ

GÖRÜNENİN KESİŞİMİNDE: GÜNEŞ KAPLAN’IN HIDDEN LIVES SERGİSİ

Güneş Kaplan'ın Hidden Lives sergisi hazır bir hikaye teslim etmez. Barthes fotoğrafın varlığı belgelediğini, Benjamin ise geçmişin ancak bir imge olarak parladığını hatırlatır. İkisinin kesiştiği yerde, yani görünenin kesişiminde, izleyici görüntüdeki kişi ve mekanların ne olduğuna olduğu kadar, ne yaşamış olabileceklerine de bakmaya çağrılır.

Güneş Kaplan’ın Londra’daki ilk kişisel sergisi Hidden Lives: What Memory Leaves Behind, 25 Eylül’de Mayfair’deki Gallery Marquess’te açıldı ve 1 Ekim’e kadar ziyaret edilebilecek. İlayda Uzunarslan’ın küratörlüğündeki sergi, Kaplan’ın 2011 ile 2025 arasında üretilmiş fotoğraflarından oluşuyor. İlk bakışta bir sokak, bir sahil veya bir inşaat iskelesi gibi tanıdık sahneler görüyoruz. Oysa bu kareleri sadece anlık kayıtlar olarak okumak, sergideki asıl işi kaçırmak olur. Sergi görüntüyü bir bitiş olarak sunmaz, bir geçiş olarak kurar ve bakışı kadrajın dışında süren hayatlara yöneltir.

Kavramsal çerçeve, Henri Cartier-Bresson’ın 1952 tarihli The Decisive Moment isimli kült kitabının yaklaşımına dayanır. Bu yaklaşımda belirleyici an, tesadüfen yakalanmış kusursuz bir saniye değildir. Fotoğrafik karşılaşma gözlem, araştırma ve beklemeye dayanır. Belirleyici an, fotoğrafçının dünyayla kurduğu dikkatli ilişkinin sonucudur. Kaplan’ın pratiğinde de fotoğraf bir kayıttan çok bir gözlem alanıdır. Bu bakış, sosyoloji eğitiminin izini taşıyor: Kare, bir manzaradan önce bir ilişkiler ağının kesitidir.

Roland Barthes’ın Camera Lucida’sı bu kesiti düşünmek için ilk kılavuz olabilir. Barthes’ın “bu vardı” dediği şey fotoğrafın ayırt edici özelliğidir: Görülen şey bir zamanlar gerçekten orada bulunmuştur. Ama fotoğraf yalnızca varlığı kanıtlar; o varlığın öncesini ve sonrasını vermez. Barthes’ın studium ve punctum ayrımı da aynı boşlukta çalışır. Studium, fotoğrafın sunduğu kültürel ve bilgisel katmandır; punctum ise izleyiciyi ok gibi delen, önceden planlanamayan ayrıntıdır. (Barthes, 1996, s.34).  Hidden Lives, bu ayrıntıların peşine düşer.

Walter Benjamin ise ikinci kılavuzdur. Fotoğrafın Kısa Tarihi’nde Benjamin, “fotoğrafta, işleme yoluyla çoğaltma, ‘asıl’ olanın çıplak gözün erişemeyeceği, fakat –ayarlanabilme özelliği olan ve açısının istendiği gibi seçilebileceği– kameranın ulaşabileceği yönlerini ortaya çıkarır.” (Benjamin, 2013, s.49). Aynı metinde Atget’nin boş Paris sokaklarını bir suç mahalline benzetir: Fotoğraf, insanı göstermese bile onun bıraktığı izleri kanıt olarak sunar. (Benjamin, 2013, s.61). Benjamin’in tarih felsefesi tezlerinde ise geçmiş, olduğu gibi geri getirilemez, ancak bir an parlayan bir imge olarak kavranır. Kaplan’ın fotoğrafları geçmişi restore etmeye çalışmaz, izleyicinin bakışında kısa bir an belirmesine izin verir.


Ancient Traces 2011

Bu ilkeler en açık biçimde Diyarbakır işlerinde görünür. 2011 tarihli Ancient Traces adlı eserinde kalın, koyu surlar gün batarken sıcak bir ışıkla kızarır. Önlerinde üst üste yığılmış evler, uzakta bir minare, ufukta dumanlı bir hava ve gökyüzünde dağınık kuşlar vardır. Sur hem koruyan hem çevreleyen bir sınırdır ve fotoğraf bu ikiliği bir yargıya bağlamaz. Kuşlar kadrajı hareketle doldurur ama donmuş görüntünün içinde durmazlar; bir sonraki saniyede başka yerde olacaklardır. 2013 tarihli The Stone Remember I adlı eserinde siyah bazalt ve sarımsı taştan yapılmış, demir kafesli kemerli pencerelerle bezeli bir cephe görürüz. Pencereler içeriyi değil gökyüzünü yansıtır. Cephenin dibinde, bankta oturan beyaz saçlı bir adam ölçek karşısında küçücüktür ve bu küçüklük bir punctum’dur: Taş hatırlar, ama adamın ne hatırladığı bilinmez. Bir yıl sonraki The Stone Remember II ise, bu diziyi siyah beyazla sürdürür. Çatısı olmayan, pencerelerinden gökyüzü görünen taş bir yapı, giriş kemerinin altındaki sütunlarla hala ayaktadır. Burada hafıza artık bir yaşayanın değil, terk edilmiş bir mekanın hafızasıdır.

Hands Blending into Blue 2011

Sergideki insan figürleri ise çoğu zaman kısmen görünür. 2011 tarihli Hands Blending into Blue’da mavi, kabartmalı bir metal yüzeyin açıklığından çıkan küçük eller vardır; bedenler görünmez. Serginin başlığı bu karede neredeyse birebir bir imgeye dönüşür. 2018 tarihli Shutter’da iki çocuk, gri bir metal kepenkli duvarın önünde, kesik parmaklı eldivenlerle ellerindeki turuncu oraletleri ağızlarına götürmüş, doğrudan objektife bakarlar. Başlık iki anlama gelir: Hem kepenk hem deklanşör. Kapalı bir dükkanın önünde duran çocuklarla kameranın kapanan gözü aynı sözcükte buluşur ve Cartier-Bresson’ın beklemeye dayalı belirleyici anı burada bir bakışma anına dönüşür. Aynı yıl üretilen Traces of Burden’da bir römorkun kasasında hayvanlarla birlikte oturan iki kadını arkadan görürüz; yüzlerini değil, sırtlarını ve ellerini. Ön camın aynasında yalnızca sürücünün yüzü belirir. Yük burada taşınan hayvanlardan çok, bedenin duruşunda görünür.

Shutter 2018

Traces of Burden 2018

2022 tarihli Untitled karede, kırmızı pantolonlu, pembe çizgili kazaklı küçük bir kız, sıvası dökülmüş, demir parmaklıklı pencerelerle dolu bir duvarın dibinde durup yukarı bakar. Üst pencerede beyaz başörtülü bir kadın vardır. İki figür arasındaki mesafe, kadrajın en gerilimli ilişkisidir: Biri sokakta, diğeri içeride, ve aralarındaki duvar hem bir eşik hem bir engel gibi durur. 2024 tarihli The Waiting I’de karanlığın içinde dar bir ışık şeridine oturmuş bir kadın, elindeki nesneye eğilmiştir. Bekleyişin kendisi bir fotoğraf konusu olur, ama ne beklediği görüntüde yoktur.

Untitled 2022

The Waiting I 2024

Deniz kıyısından gelen işler bu sessizliği sürdürür. 2023 tarihli Echoes of the Shore I’de ıslak kumda duran beyaz bir teknenin içinde, sırtı dönük bir adam eğilmiş, yansımalar ve bir halat kadrajı böler. 2025 tarihli Echoes of the Shore II’de fırtınalı bir gökyüzünün altında, boyaları soyulmuş ahşap bir teknenin yanından yürüyen bir adam görürüz. Teknenin içi, birçok katman boyayla, yaşanmış yılların dökümü gibi açıktır. Aynı yıl üretilen isimsiz bir karede ise inşaat iskelesinin tepesinde, dumanlı bir gökyüzüne karşı siluetlinmiş işçiler çalışır; biri elindeki kabloyu havaya savurur. Bu kare, sergideki kıyı ve taş imgelerinden farklı olarak yapım halindeki bir mekanı gösterir ve yokluğun yanına dönüşümü koyar. Keza, yukarıdan çekilmiş kadrajda uzun gölgeleriyle üç çocuğun bisiklet sürdüğü fotoğraftaki beton zemin de aynı dile aittir: Gölge burada, izin en sade biçimidir.

Echoes of the Shore I 2023

Bu yüzden Hidden Lives hazır bir hikaye teslim etmez. Barthes fotoğrafın varlığı belgelediğini, Benjamin ise geçmişin ancak bir imge olarak parladığını hatırlatır. İkisinin kesiştiği yerde, yani görünenin kesişiminde, izleyici görüntüdeki kişi ve mekanların ne olduğuna olduğu kadar, ne yaşamış olabileceklerine de bakmaya çağrılır. Sergi bilmeyi değil düşünmeyi, kanıtlamayı değil hayal etmeyi öne çıkarır. Söylenmemiş sözler, hatırlanan ve unutulanlar, görüntülerin sessiz katmanlarında var olmayı sürdürür.

Güneş Kaplan: Elbistan doğumlu, Antalya’nın Manavgat ilçesinde yaşayan ve çalışan fotoğraf sanatçısı ve görsel sanatlar alanında üretim yapan bir sanatçıdır. Royal Photographic Society (RPS) üyesi olan Kaplan, bellek, mekan ve görsel izler üzerine çalışır. Kent yaşamı, mimari, gündelik hayat ve insanın mekanlarda bıraktığı izlerden hareketle bireysel ve kolektif hafızanın görünür ve görünmeyen katmanlarını araştırır. Belgesel yaklaşımı şiirsel ve sezgisel bir görsel dille birleştiren sanatçı, fotoğrafın yanı sıra resim ve ahşap temelli çalışmalar da yapar. Pratiğinde gözlem, sessizlik ve hafıza önemli bir yer tutar.

Notlar:

Roland Barthes, Camera Lucida. çev. Reha Akçakaya, İstanbul: Altıkırkbeş Yayınları, 1996

Walter Benjamin, Fotoğrafın Kısa Tarihi. çev. Osman Akınhay, İstanbul: Agora Yayınları, 2013

info@firezz.com 

 

Yorumlar (0)

Yorum Yaz