Kürt sanatçıların üretimlerindeki hafıza, kayıp, gündelik yaşam ve direniş pratiklerine odaklanan ENDURANCE adlı karma sergi, İngiltere'deki Exeter Üniversitesi Arap ve İslam Çalışmaları Enstitüsü (IAIS) bünyesinde yer alan The Street Gallery'de izleyiciyle buluştu. Küratörlüğünü Niga Salam’ın üstlendiği sergi, dayanıklılık kavramına Kürdistan’ın çok katmanlı tarihsel deneyimleri üzerinden yaklaşıyor ve bunu, yaşamın vekâlet savaşlarının (proxy wars) etkileri altında nasıl sürdürüldüğünü görünür kılan bir kavram olarak ele alıyor. Salam’ın şu sözleri serginin çıkış noktasını açıkça ortaya koyuyor: "ENDURANCE, Kürdistan hakkında her şeyi açıklamak için değil, bir kapı aralamak için yaratıldı. İnsanlar yeni şeyler öğrendi; bazıları derinden etkilendi, bazıları ise ilham aldı." Bu yaklaşım, izleyiciyi farklı yaşanmış deneyimlerle karşılaşmaya davet ediyor. Medyada yaygın olarak dolaşıma giren savaş imgelerinin ötesine geçen sergi; gündelik yaşamda biriken kırılmaları, ortak fakat uzak bir hafızanın sürekliliğini ve yaşamın yeniden inşa edilerek sürdürüldüğü biçimleri görünür kılıyor.
Sergide Faek Rasoul, Hardi Kurda, Ahmed Najm, Sarina Panahideh, Kamaran Najm, Bzhwen Jamal, Awaz Suad ve Baha Yasir’in eserleri ile Hoshang Bahjat’ın bir denemesi yer alıyor. Farklı kuşaklardan ve disiplinlerden sanatçıları bir araya getiren ENDURANCE, Süleymaniye merkezli Metrography Ajansı iş birliğiyle gerçekleştirildi. Fotoğraf, video, enstalasyon, ses ve arşiv malzemelerini bir araya getiren sergi, savaşın ve savaş sonrasının uzun vadeli etkilerini ele alıyor. Bu bağlamda ENDURANCE başlığı, hafızayı taşıyan, yaşamı yeniden örgütleyen ve kültürel sürekliliği mümkün kılan bir direniş biçimi olarak dayanıklılığa işaret ediyor. Kayıp, zorunlu göç, savaş ve yerinden edilme gibi deneyimler birbirinden yalıtılmış olaylar olarak değil; nesilden nesile aktarılan ortak bir hafızanın, gündelik pratikler aracılığıyla sürekli yeniden kurulan yaşam biçimlerinin ve kalıcı bir kültürel sürekliliğin parçaları olarak değerlendiriliyor.
Faek Rasoul – Depleted in Memory
Serginin en çarpıcı çalışmalarından biri, Faek Rasoul’un Depleted in Memory adlı yerleştirmesidir. Rasoul, yıllar boyunca biriktirdiği binlerce kullanılmış kurşun kalem artığını metal bir ızgara üzerinde düzenleyerek, yaratım sürecinin geride bıraktığı kalıntıları sanat eserinin temel malzemesine dönüştürüyor. Katmanlar hâlinde yapılan çizimlerin ardından ortaya çıkan bu küçük parçalar, tamamlanmış eserlerin atıkları olmaktan çıkarak zamanın, emeğin ve belleğin birikimini taşıyan maddi izlere dönüşüyor. Sanatçının esere eşlik eden metinde belirttiği üzere, çizim pratiği tekrar, iz bırakma ve belleğin sürekliliği üzerine kuruludur. Bu yerleştirmede aynı süreç, aşınmış ve kısalmış kalem parçalarının kendileri aracılığıyla görünür hâle geliyor. Aşağıya doğru sarkıtılmış kalem uçları bir yandan tehdit veya saldırganlık hissi uyandırırken, diğer yandan zamanın, kullanımın ve kesintisiz yaratıcı üretimin izlerini taşıyor. Rasoul, stüdyosunda biriken bu binlerce kalem artığını, yoğun anıları bastırma ya da onlarla doğrudan yüzleşme çabasıyla şekillenen yaratıcı bir sürecin geriye kalan parçaları olarak görüyor. Sergilenen kalem artıkları ise yıllar boyunca birikenlerin yalnızca küçük bir bölümünü oluşturuyor. Kürtçe bir deyimle ifade etmek gerekirse: “Büyük bir harmandan sadece bir avuç” (مشتێکە لە خەرمانێک).


Baha Yasir – The Weighted Strand
Sergideki bir diğer dikkat çekici çalışma ise Baha Yasir'in The Weighted Strand adlı eseridir. Yasir, dayanıklılık kavramına tarihsel sürekliliğin bir taşıyıcısı olarak yaklaşıyor. Galeri duvarını boydan boya kaplayan bu büyük ölçekli yerleştirme, sanatçının metni ile 1916’dan günümüze uzanan kronolojik bir zaman çizelgesini bir araya getiriyor. Kırmızı bir çizgi boyunca uzanan tarihsel olaylar, antlaşmalar, katliamlar, göçler ve siyasi kırılmalar, basit bir tarihler dizisi olarak değil, birbirine bağlı bir bellek örüntüsü olarak karşımıza çıkıyor. Burada kronoloji, geçmişi düzenlemeye yarayan tarafsız bir araç olmaktan çıkıyor ve kesinti, tekrar ve birikimle şekillenen tarihsel deneyimin görsel bir ifadesine dönüşüyor.
Kamaran Najm’dan Seçilmiş Eserler
Fotoğrafçı Kamaran Najm, savaşı, savaş sonrasını ve direnci gündelik yaşamın merceğinden ele alıyor. Bu seçkide yer alan fotoğraflar, çatışmaların gölgesinde dahi varlığını sürdüren kırılgan ancak umut dolu anları görünür kılıyor. Arka planda yer alan askerî figürlere rağmen salıncakta gülümseyen bir kadın imgesi, savaşın ortasında bile varlığını koruyan insanlığı ve neşe duygusunu hatırlatıyor. Najm, dayanıklılığı kahramanlık anlatıları üzerinden değil, gündelik hayatın içinde beliren sessiz direniş biçimleri aracılığıyla ele alıyor. Onun fotoğrafları, hem Kürdistan’daki yaşamın travmalarını hem de bu travmaların ardından yeniden kurulan umutları belgeleyen görsel tanıklıklara dönüşüyor.


Ahmed Najm – Abdi’s Route
Fotoğrafçı ve Metrography Ajansı direktörü Ahmed Najm, sergiye hem eserleriyle katılan bir sanatçı hem de ajansı temsil eden bir konuşmacı olarak dâhil oldu. Savaşın medyada baskın hâle gelen temsillerinin ötesine geçen Najm’ın çalışmaları, göz ardı edilen hikâyeleri ve sessiz tanıklık biçimlerini belgelemeye odaklanıyor. Onun fotoğraflarında çatışma yalnızca bir yıkım alanı olarak değil, aynı zamanda insan onurunun ve dayanıklılığının varlığını sürdürdüğü bir mekân olarak da karşımıza çıkıyor. Ahmed Najm’in katkısı, Rojava’da Mazlum Abdi’nin babasının yaşamını ve hikâyesini konu alan belgeselin gösterimiyle şekillenmektedir. Belgesel, bireysel bir yaşam öyküsünden hareketle aile, hafıza, kimlik ve Rojava’nın toplumsal ve siyasal gerçekliği arasındaki ilişkileri ele alıyor. Mazlum Abdi’nin babasının hikâyesi üzerinden kişisel hafızanın daha geniş bir tarihsel ve kolektif bağlamla kesiştiği anlatı, serginin kimlik, aidiyet ve hafıza eksenlerini tamamlayan bir katman oluşturuyor.Najm’ın sergiye katkısı, genel olarak belgesel fotoğrafçılığın tanıklık gücünü kavramsal bir düzleme taşıyor. Sergide yer alan tarihsel zaman çizelgesiyle birlikte değerlendirildiğinde, çalışmaları Kürt toplumunun kolektif hafızasını görsel bir arşiv olarak yeniden kuruyor. Bu yaklaşım, ENDURANCE sergisinin temel önermesiyle yakından örtüşüyor: Dayanıklılık yalnızca fiziksel bir direniş biçimi değil, aynı zamanda hatırlama, koruma ve anlatma eylemidir.

Kamaran Ödülleri
Ahmed Najm tarafından temsil edilen Metrography Ajansı, Kürdistan ve Irak’tan görsel tanıklıkları uluslararası izleyicilerle buluşturmaya adanmış bağımsız bir Irak fotoğraf ajansıdır. Ajans aynı zamanda, 2014 yılında Kerkük’te IŞİD ile Peşmerge güçleri arasındaki çatışmaları takip ederken kaybolan kurucu ortak Kamaran Najm’ın anısına oluşturulan Kamaran Ödülleri programını da yürütmektedir. Bu prestijli gazetecilik ve anma ödülü, çatışma bölgelerinde çalışan fotoğrafçı ve gazetecilere her yıl takdim edilmekte; onların cesaretlerini, tanıklık etme sorumluluğuna olan bağlılıklarını ve kolektif hafızayı koruma yönündeki çabalarını onurlandırmaktadır.
Sarina Panahideh – On My Way
Panahideh’nin çok kanallı video çalışması, bedeni; tekstil, düğümler, örtünme ve hareket aracılığıyla şekillenen görsel bir anlatının merkezine yerleştiriyor. Yığılmış kumaşların, kalın iplerle bağlanmış bir başın, yüzü gizlenmiş bir figürün ve bedenin parçalı görünümlerinin birbirine bağlı sahneleri arasında ilerleyen eser, değişken ve çok katmanlı bir görsel dil kuruyor. Burada beden, sabit bir kimlik olarak değil; sürekli yeniden şekillenen ve dışsal güçlerin etkisine maruz kalan bir mekân olarak sunuluyor. Tekrarlayan tekstil ve düğüm imgeleri, koruma ile kısıtlama, aidiyet ile yerinden edilme arasında gidip gelen karmaşık bir anlam alanı açıyor. Sarina’nın eseri, diğer bir açıdan belgeleme kayıtları aracılığıyla izleyiciye aktarılan bir performans çalışmasıdır. Performans, sanatçının bağlanmış haliyle başlar; ardından bedenin giderek özgürleştiği bir dans ve hareket sürecine dönüşüyor. Bu dönüşüm, bir mücadele ve özgürleşme sürecini temsil ederken, sanatçının performans sırasında ortaya çıkan seslerine yapılan vurgu da çalışmanın kavramsal katmanlarından birini oluşturuyor. Sarina’nın çalışması, kadınlık deneyimini farklı katmanlarıyla ele alırken kişisel ve ulusal kimlik meselelerini de bu deneyimin bir parçası olarak düşünüyor. Kısacası On My Way, serginin dayanıklılık temasını doğrudan temsil etmek yerine, bedenin deneyimlediği dönüşümler, kırılganlıklar ve kırılmalar üzerinden ele alıyor.


Hardi Kurda – Illegal Frequencies
Ses sanatçısı Hardi Kurda, göç, yerinden edilme ve belleği, bedensel bir deneyim olarak ele alınan dinleme pratiği üzerinden araştıran çalışmalarıyla tanınıyor. Radyo frekansları, çevresel sesler, elektromanyetik parazitler ve gündelik yaşamın çoğu zaman göz ardı edilen işitsel katmanlarından yararlanan Kurda, dinlemeyi politik olduğu kadar estetik bir sorgulama alanına dönüştürüyor. Illegal Frequencies, serginin dayanıklılık temasını sanatçının uzun soluklu ses, bellek ve yerinden edilme araştırmalarıyla ilişkilendiriyor.

Bzhwen Jamal – Charred Stumps in Two Meter Wide Crater
Jamal’ın fotoğrafları, savaş sonrasının dönüştürdüğü manzaralara odaklanıyor. Kadrajda yalnız ağaçlar, kurumuş gövdeler ve seyrek bitki örtüsü hâkimdir; doğa, eski bütünlüğünü yitirmiş bir çevre olarak karşımıza çıkar. Sanatçı yıkımı doğrudan tasvir etmek yerine, manzaranın sessizliğine sinmiş çatışma izlerinin peşine düşüyor. Sanatçı, Musul ile Hewlêr (Erbil) arasında yer alan Kürt Êzidî kasabası Başika’nın (Ba’shiqa) hikâyesine odaklanıyor.Eser, IŞİD’in kasabaya girişi ve çekilişi sırasında Êzidî çiftçiler için kutsal kabul edilen zeytin ağaçlarını yakmasını konu alıyor. Ağaçların yakılması, fiziksel bir yıkımın ötesinde, Êzidî toplumunun dinî ve kültürel değerlerine yönelik doğrudan bir saldırı olarak ele alınıyor. Fotoğraflara bu hikâyeyi aktaran şiirlerin eşlik etmesi, görsel ve edebî anlatıyı bir araya getirerek yaşanan travmanın ve kolektif hafızanın farklı katmanlarda ifade edilmesini sağlıyor. Bu yönüyle eser, izleyiciyi doğayı şiddetin ve zamanın kalıcı izlerini taşıyan bir hafıza mekânı olarak düşünmeye davet ediyor.


Awaz Suad – Small Toys, Big Worlds
Suad’ın projesi, oyuncağa yalnızca bir nesne olarak değil; bir çocuğun dünyası, bir güven alanı ve eve dair anıları taşıyan bir bellek mekânı olarak yaklaşıyor. Fotoğraflarda çocuklar, taş duvarların önünde en sevdikleri oyuncaklarla poz veriyor; her bir oyuncak, savaşın ve yerinden edilmenin ortasında bile hayal gücünün nasıl bir sığınak işlevi görebileceğinin somut bir göstergesine dönüşüyor. Sanatçı, hem çocukluğun sessiz gücünü hem de hayal gücünün dayanıklılığını görünür kılıyor. Small Toys, Big Worlds, neşe ve oyunun en zorlu yaşam koşulları altında dahi nasıl varlığını sürdürebildiğini ortaya koyan görsel bir yolculuk sunuyor.


ENDURANCE, Exeter Üniversitesi’nin 2026 MA Curation programı kapsamında geliştirilen REWORLDING serisinin bir parçası olarak gerçekleştirildi. Sergi, 19 Haziran - 1 Ağustos 2026 tarihleri arasında ziyarete açıktı.

info@firezz.com
Yorumlar
00