Skip to content
FIREZZ — Kurdish Contemporary Art Magazine Issue 1, Summer 2026
An English version has not been linked yet. You are reading the original text.

KADINLAR KOROSU, ALTIN VE SES: LEYLA YENİRCE’NİN CORE SERGİSİ

Berlin’deki Capitain Petzel Galeri, Kürt sanatçı Leyla Yenirce’nin Core başlıklı ikinci kişisel sergisine 30 Ekim–19 Aralık 2026 tarihleri arasında ev sahipliği yapıyor. Sanatçının büyük ölçekli resimlerini, yeni çalışmalarını ve bir ses yerleştirmesini bir araya getiren sergi, bireysel sesin oluşumu ile kolektif ifade arasındaki ilişkiye odaklanıyor.

KADINLAR KOROSU, ALTIN VE SES: LEYLA YENİRCE’NİN CORE SERGİSİ

Berlin’deki Capitain Petzel Galeri, Kürt sanatçı Leyla Yenirce’nin Core başlıklı ikinci kişisel sergisine 30 Ekim–19 Aralık 2026 tarihleri arasında ev sahipliği yapıyor. Sanatçının büyük ölçekli resimlerini, yeni çalışmalarını ve bir ses yerleştirmesini bir araya getiren sergi, bireysel sesin oluşumu ile kolektif ifade arasındaki ilişkiye odaklanıyor. Yenirce, resim, video, ses, yerleştirme ve performans arasında geliştirdiği disiplinlerarası pratiğinde kadınların direniş tarihinden, politik şiddetten, popüler kültürden ve kişisel belleğinden beslenen görsel ve işitsel malzemeleri yeniden işleyerek farklı anlatı ve karşılaşma alanları oluşturuyor. Önceki çalışmalarında arşiv görüntülerini, buluntu fotoğrafları ve medya kayıtlarını örnekleme, katmanlama ve kolaj yöntemleriyle dönüştüren sanatçı, Core’da bu araştırmasını resim ve ses üzerinden sürdürüyor. İngilizcede öz veya çekirdek anlamına gelen Core ile Almancada koro anlamındaki Chor arasındaki ses benzerliği, serginin kavramsal çıkış noktasını oluşturuyor. Yenirce, kadınların bireysel hikâyelerini ortak bir ses alanında buluştururken Kürt kültüründe kuşaklar arasında aktarılan altın geleneğini de resimlerinin merkezine taşıyor. Serginin küratörüne ilişkin bilgi galerinin yayımladığı basın metninde belirtilmiyor.


Blau, 2025, Oil and silkscreen ink on canvas, 200 x 235 cm, 78.7 x 92.5 inches

Yenirce’nin sergide yer alan resimlerinin merkezinde, 2026 yılında Landesmuseum Oldenburg’daki Werdegang sergisinde ilk kez gösterilen Chor der Frauen (Kadınlar Korosu) adlı çalışma grubu bulunuyor. Bu çalışma grubu, Kürt kadınlarının son birkaç on yılda sokakta, siyasal mücadelede, kültürel üretimde ve gündelik yaşamda kendi varlıklarını ve söz haklarını kabul ettirmek için yürüttükleri mücadelenin farklı kuşaklarını bir araya getiriyor. Kürt toplumunda kadınların yaşamını belirleyen feodal ve ataerkil ilişkiler, devrimci düşüncelerin, kadınların örgütlü mücadelesinin, şarkılarının ve toplumsal yaşama müdahalelerinin etkisiyle önemli bir dönüşüm geçirdi. Kadınlar, kendilerine biçilen toplumsal rollerin dışına çıkarak kendi adları, sesleri ve kararlarıyla kamusal hayatta yer almaya başladı; siyasal örgütlenmeden sanata, müzikten edebiyata, eğitimden gündelik yaşamın farklı alanlarına uzanan bir mücadele içinde kendi öznelliklerini kurdular. Yenirce, ressam Charlotte Salomon’un Leben? oder Theater? (Yaşam mı? Yoksa Tiyatro mu?) adlı eserindeki “Boğazdaki altın – ruhun ifadesi” sözünden hareketle, serigrafi tekniğiyle aktardığı kadın portrelerini geniş ölçekli tuval yüzeylerinde bir araya getiriyor. Bu kurgusal koronun üyeleri arasında sanatçının yaşamında önemli bir yere sahip olan Almanca öğretmeni Christiane Haselier, sahneye çıkması yasaklandığı için açlık grevine girerek yaşamını yitiren Kürt müzisyen Helîn Bölek ve Kürtlerin hakları için yürüttüğü siyasi mücadele nedeniyle on yıl boyunca cezaevinde tutulan Leyla Zana bulunuyor. Farklı kuşaklardan ve mücadele deneyimlerinden gelen bu kadınların portreleri, tuval yüzeyinde tekrarlanarak çoğalıyor. Yağlıboyanın jestüel izleri, serigrafiyle aktarılan yüzleri kimi zaman örtüyor, kimi zaman görünürlüklerini kesintiye uğratıyor. Portreler böylece bireysel yaşam öykülerini ortak bir görsel alanda buluştururken kadınların kendi adları, sesleri ve mücadeleleriyle tarihte yer edinme iradesini de resmin konusu hâline getiriyor.


Tumult, 2026, Oil, acrylic spray and silkscreen ink on canvas, 200 x 180 cm, 78.7 x 70.9 inches

Kürt coğrafyasının kentlerinde sokakların görsel repertuvarı, siyasal iklimdeki değişimlerle birlikte önemli bir dönüşüm geçirdi. Uzun yıllar siyasal baskıların, yasaklanan gösterilerin ve kamusal alandaki mücadele biçimlerinin izlerini taşıyan duvarlar, afişler ve korsan baskılar, barış süreciyle birlikte giderek başka imgelerin dolaşımına açıldı. Siyasal talepleri, direnişi ve kolektif mücadeleyi görünür kılan bu imgelerin yerini, mağaza ve dükkânların cephelerini kaplayan altın takı reklamları, vitrinler ve tüketim kültürüne ait görseller almaya başladı. Bu değişim, kadın imgesinin kamusal alandaki temsiline de yansıyordu: Siyasal mücadelenin öznesi olarak görünürlük kazanan kadın figürü, giderek takı, güzellik ve tüketim imgeleri üzerinden kurulan başka bir görsel temsilin içine yerleşiyordu. Yenirce’nin Tumult adlı eserinde resmin merkezine aldığı geniş kolyeler, bilezikler, altın sikkeler ve zincirler, bu dönüşümün gündelik hayata yayılan görsel repertuvarından beslenir. Düğünlerden aile buluşmalarına, çeyizlerden kadınlar arasındaki armağan pratiklerine uzanan bu imgeler, altının toplumsal dolaşımını ve kültürel anlamlarını da taşır. Ancak sanatçının ilgisi, bu imgelerin parlak ve kusursuz görünümleriyle sınırlı kalmaz. Güneş, yağmur ve tozla temas eden kuyumcu reklamlarının zamanla solan renkleri, çatlayan yüzeyleri ve aşınan baskıları, temsil ettikleri altının maddi kalıcılığıyla belirgin bir karşıtlık oluşturur. Yenirce, sokaktan devşirdiği bu görüntüleri resim yüzeyine aktarırken kentin değişen görsel belleğini de beraberinde getirir; böylece altın takı imgeleri, hem bir tüketim estetiğinin göstergesi hem de Kürt kentlerinin geçirdiği toplumsal ve siyasal dönüşümün izlerini taşıyan görsel malzemelere dönüşür.


Rausch, 2026, Oil, acrylic spray and silkscreen ink on canvas, 180 x 200 cm, 70.9 x 78.7 inches

Bu görsel dünyanın sanatçının kişisel tarihiyle kesiştiği nokta, altının Kürt kültüründe üstlendiği toplumsal ve kültürel rolle ilgilidir. Düğün ve çeyiz geleneğinin önemli parçalarından biri olan altın, kadınlar ve kuşaklar arasında aktarılan, aile ilişkileri içinde hem ekonomik hem de simgesel değer kazanan bir mirastır. Yenirce’nin kendi yaşam öyküsünde bu aktarımın aynı biçimde gerçekleşmemiş olması, sanatçının altın imgeleriyle kurduğu ilişkiye farklı bir boyut kazandırır. Kendi aile geçmişinde doğrudan deneyimlemediği bir geleneğin görüntüleriyle sokakta, reklamlarda ve gündelik hayatın içinde karşılaşması, kişisel tarihle kültürel çevre arasındaki mesafeyi görünür kılar. Bu nedenle Tumult, altını yalnızca bir süs, servet ya da tüketim nesnesi olarak ele almaz. Kürt kentlerinin değişen sokak kültüründen kadınların toplumsal temsiline, kuşaklar arası aktarımdan sanatçının kendi biyografisine uzanan farklı katmanları aynı resim yüzeyinde buluşturur. Başlığın işaret ettiği kargaşa ve karmaşa da bu karşılaşmaların niteliğinde ortaya çıkar. Sokakta dolaşıma giren reklam imgeleri, kültürel bellekteki altın geleneği ve sanatçının kişisel deneyimi, birbirinden farklı tarihsel ve toplumsal bağlamlarıyla resmin içinde yan yana gelir.


Schwefel, 2026, Oil, acrylic spray and silkscreen ink on canvas, 190 x 200 cm, 74.8 x 78.7 inches

Yağlıboya, akrilik sprey ve serigrafi mürekkebiyle tuval üzerine üretilen Tumult‘ta takı fotoğraflarından serigrafi yoluyla elde edilen imgeler, bu görsel çevrenin resimsel karşılıklarına dönüşür. Baskı tekniğinin çoğaltmaya dayalı niteliği, reklam panolarının ve sokak afişlerinin seri üretim mantığını çağrıştırırken, Yenirce’nin boya ve renk müdahaleleri bu düzeni sürekli kesintiye uğratır. Görüntüler artık reklamın gerektirdiği açıklıkla ve doğrudanlıkla okunmaz. Kimi takılar boya katmanlarının altında kalır, kimi konturlarını koruyarak yüzeye tutunur; renkler birbirine karışır, bazı alanlar kapanırken başka görüntüler yeniden belirir. Bu resimsel kuruluş, bir görüntünün üzerine başka bir görüntünün eklenmesinden çok, farklı zamanlarda karşılaşılmış görsel izlerin aynı yüzeyde karşı karşıya gelmesine dayanır. Serigrafi, sprey ve yağlıboyanın birbirinden farklı dokuları da bu karşılaşmayı belirginleştirir. Reklamın parlak, düz ve ikna edici yüzeyi, resimde yerini kesintili, katmanlı ve sürekli değişen bir görsel alana bırakır. Yenirce böylece sokakta karşılaştığı imgeleri olduğu gibi yeniden üretmek yerine, onların dolaşımını, eskimesini ve dönüşümünü resmin kendi dili içinde yeniden kurar.


Leyla Yenirce

Yenirce’nin genel pratiğinde ses ile görüntü arasındaki ilişki, Tumult’ta da resmin yoğun ve hareketli yüzeyinde karşılığını bulur. Sanatçı, Louise Benson’a verdiği bir röportajda sessizlik içinde resim yaptığını, çünkü resimlerinin zaten oldukça yüksek sesli ve rengârenk olduğunu söyler. Bu ifade, Yenirce’nin resimlerinde renk, baskı, jest ve katmanlar aracılığıyla kurduğu görsel yoğunluğu anlamak açısından önemlidir. Müzik ve görsel sanatlar arasında gidip gelen pratiğinde ses, resmin ritmine, tekrarlarına ve yüzeydeki hareketine de taşınır. Tumult, bu çok katmanlı üretim anlayışının kültürel miras ve kişisel bellekle kesiştiği bir çalışma olarak öne çıkar. Core sergisinin ses boyutunu oluşturan aynı adlı yerleştirme, galerinin alt katında dinleyiciyle buluşuyor. Yenirce, beş dakika süren kompozisyonu oluştururken iki analog Korg synthesizer kullanıyor. Synthesizer’a bağladığı distortion pedalı aracılığıyla ürettiği ses, sanatçının kendi sesini bulduğu bir ifade aracına dönüşüyor. Kompozisyon, yoğun ve sert ses bölümlerinin arasına yerleştirilen sessizlik anlarıyla ilerliyor. Yenirce, synthesizer’a ilk kez distortion pedalı bağlayarak ses ürettiği anı, kendisini ifade edebileceği bir araç bulduğu deneyim olarak tanımlıyor. Bu yaklaşımda ses üretimi ile resim yapma eylemi arasında doğrudan bir ilişki kuruluyor: Fırçanın tuval üzerindeki hareketi ile synthesizer klavyesi aracılığıyla üretilen ses, sanatçının kendisini ifade etmesinin iki farklı biçimi olarak yan yana geliyor.

info@firezz.com 

Comments

00

Write a Comment