Köşe Yazıları

MAKE A NOISE (SESİNİ YÜKSELT)

Leyla Yenirce'nin düşsel korosundaki şarkıcıların hepsinin söyleyecek önemli şeyleri var. Kürdistan doğumlu sanatçı, hakları için mücadele eden kadınlarla hissettiği bağı ve yürümenin sanatsal pratiğinin neden temel bir unsuru olduğunu Louise Benson'a anlatıyor.

MAKE A NOISE (SESİNİ YÜKSELT)

Louise Benson’ın Ocula için sanatçı Leyla Yenirce ile gerçekleştirdiği 19 Temmuz 2026 tarihli "Make a Noise" başlıklı röportajı aşağıda eksiksiz olarak yayımlanmaktadır.

Kürt kökenli, Berlin'de yaşayan sanatçı Leyla Yenirce'nin son dönem tuvallerinde yer alan kadınlara baktığınızda, bakışlarını doğrudan size geri yöneltirler. Medyada dolaşıma giren fotoğraflar ile sanatçının kendi arşivinden alınan görsellerden serigrafi tekniğiyle üretilen bu tek renkli portreler, Yenirce'nin çalışmalarını; R&B ve halk müzisyenlerini, Kürt aktivistleri ve siyasetçileri, yazarları ve romancıları, hatta eski müzik öğretmenini de kapsayan çağdaş bir çerçeveye oturtur. Yenirce'nin kompozisyonlarında yer alan her kadın, sanatçının yaşamında ve üretiminde etkili olmuş isimlerdir. Bu rol modellerini çalışmalarına böylesine doğrudan dahil etmesi ise onu, kendine mâl etme (appropriation) pratiğinin yarattığı özgürlükler ve sınırlılıklarla yüzleşmeye yöneltir.

Oldenburg Devlet Müzesi'ndeki son sergisi Werdegang'da (Almanca'da "kariyer" ya da "yaşam yolu" anlamına gelir), bu kadın kahramanları kurgusal bir koronun üyeleri olarak bir araya getiriyor. Mikrofonlara konuşuyor, şarkı söylüyor ve haykırıyorlar. Tam da bu "sesin yükseltilmesi" fikrine yapılan vurgu, kimin söz alabileceği ve duyulabileceği, kimin ise söz alamayacağı ve duyulmayacağı sorusunu gündeme taşıyor. Basılı fotoğrafların etrafını saran karalanmış, taşkın ve enerjik fırça darbeleri, Yenirce'nin hayali korosunu bir yandan gizlerken bir yandan da görünür kılıyor; koro, pastel pembeler, turkuazlar ve koyu kan kırmızılarının oluşturduğu renk alanlarıyla tezat kuran derin siyah boya lekelerinin arasından beliriyor. Görsel sanatlar pratiğinin yanı sıra performans sanatçısı ve noise müzisyeni de olan Yenirce, tek bir çığlığın ya da hırıltının bile kadınların kendilerini ifade etme biçimlerine dair ataerkil beklentilere nasıl meydan okuyabileceğini ve sesin nasıl bir silaha dönüşebileceğini yakından biliyor.

Leyla Yenirce'nin portresi. Fotoğraf: Cynthia Mai Ammann.

Louise Benson:  Bu yıl Oldenberg Devlet Müzesi'nde, Münih'teki Brandhorst Müzesi'nde ve Londra'da Jeremy Scholar ile birlikte gerçekleştirdiğiniz sergilerde yarattığınız koronun hikayesi nedir?

Leyla Yenirce: Koro fikri, Charlotte Salomon’un 1940 ile 1942 yılları arasında Nazilerden saklanırken resimlediği ve 1981’de yayımlanan “Hayat mı? Yoksa Tiyatro mu?” adlı grafik romandan alınan bir alıntıya dayanıyor. Salomon daha sonra Auschwitz’te öldürüldü. Bu kadar yalın, ham ve etkileyici olan bu çalışmalar bütünü beni büyüledi. Ne kadar hızlı resim yaptığını, ne kadar çok fikri olduğunu ve dili nasıl kullandığını görebilirsiniz. Solfej öğretmeninin ona söylediği bir söz var: “Boğazdaki altın, ruhun ifadesidir.” Bu söz aklımda yer etti. Dolayısıyla, kurgusal bir koro yaratıp bu kadınların serigrafiyle basılan görüntülerini işlere kattım.Mikrofonlu bir sürü farklı kadın, sesi yükseltmek için kullanılar teknik ekipmana da gönderme yapıyor. Koro gerçek kadınlardan oluşuyor, ancak bu koro kadınların imgelerini kullanarak kendime mal ettiğim bir koro.


28.01.2026 (2025) © Leyla Yenirce. Sanatçının ve Capitain Petzel, Berlin’in izniyle. Fotoğraf: Gunter Lepkowski.

“Kendine mal etme 
günümüzde imgelerin aşırı dolaşımına ve bu durumun yarattığı duyarsızlaşmaya yönelik bir tepkidir."

 

LB: Bu kadınlardan bazıları kimler ve her gün medyada, internette dolaşan milyonlarca görsel arasından onları nasıl seçtiniz?  

LY: Onlar benim örnek aldığım kadınlar. Tablolardaki görsellerin birinde çok umutlu ve güven verici görünen Natalia Ginzburg var. Charlotte Salomon’un gerçek bir görüntüsü var, onun üstünde ise mikrofona konuşan Leyla Zana’nın görseli. Leyla Zana, adımı aldığım ve Türkiye Meclisinde Kürtçe konuştuğu için 10 yıl hapis yatan Kürt bir politikacı. Daha evvel, beş genç Kürt kadın direnişçini görselini kullanmıştım. Hepsi,  ortalarında not yazan bir kıza bakıyordu ve bana sanki bir şarkı yazıyorlarmış gibi geldi; bu da aklıma bir kız grubu olabilecekleri düşüncesini getirdi. Bu kullanımın; -hem sorunlu, hem de kutlamaya değer birçok yönüyle- içerdiği çelişkilerin kesinlikle farkındayım. Benim için bu; karşılaştığım  bunca malzemeyi, tüm bu görüntüleri nasıl anlamlandıracağım ve işleyeceğim meselesidir. Bence bu aynı zamanda görsellerin günümüzde yarattığı aşırılığa ve hissizliğe tepkimdir. Bu görüntülerle aylarca çalıştığımda, onlarla gerçekten yakınen tanışmışım gbi hissediyorum.

RSKBSNSS (2022) © Leyla Yenirce. Sanatçının ve Capitain Petzel, Berlin’in izniyle. Fotoğraf: Gunter Lepkowski.

Rhythm of the Night II(2023) © Leyla Yenirce. Sanatçının ve Capitain Petzel, Berlin’in izniyle. Fotoğraf: Gunter Lepkowski.


Alphi-11 (2022) © Leyla Yenirce. Sanatçının ve Capitain Petzel, Berlin’in izniyle. Fotoğraf: Gunter Lepkowski

Hecke (2025) © Leyla Yenirce. Sanatçının ve Capitain Petzel, Berlin’in izniyle. Fotoğraf: Gunter Lepkowski.

LB: Kendi Kürt kimliğini çalışmalarının öz bir parçası haline getirmenin zorlukları ve getirileri nelerdi?

LY: Buna bazen "sorumluluğun antropolojisi" diyorum. Aslında Kürt kimliğim üzerine işler üretmek gibi bir niyetim olduğunu pek düşünmüyordum; ancak bu kadar genç yaşta hayatını kaybeden ve diğer kadınların hakları için mücadele edecek kadar cesur olan tüm bu kadınları derinden önemsiyorum. Ayrıca aramızdaki bağı da görüyorum. Kürdistan'da doğdum ama Almanya'nın kuzeyindeki Oldenburg adlı kasabada büyüdüm. Ben güvenli bir hayat yaşayabilmek için Batı'ya taşındım; oysa orada kalanlar başka kadınları IŞİD'in elinden kurtarmak için mücadele ediyor. Tüm bu genç kadınların ölümünün, benim yaşama fırsatımın bir koşulu oluşu ve bunun kendi hayatımda bir itici güç yaratması meselesi beni çok düşündürüyor. Neden bu görüntülerle çalışıyorum? Çünkü ben burada, Batı'dayım ve bu bağı medya aracılığıyla kuruyorum. Bunu tüm bu görüntüler ve videolar sayesinde yapıyorum.

Buna bazen bir sorumluluk antropolojisi diyorum. Aslında Kürt kimliğim hakkında işler üretmek gibi bir niyetim yoktu, ancak bu kadar genç yaşta hayatını kaybeden ve diğer kadınların hakları için mücadele edecek kadar cesur olan tüm bu kadınları derinden önemsiyorum. Ayrıca aramızdaki bağı da görüyorum. Kürdistan'da doğdum ama Almanya'nın kuzeyindeki Oldenburg adlı kasabada büyüdüm. Ben güvenli bir yaşam sürebilmek için Batı'ya taşınırken, orada kalanlar başka kadınları IŞİD'den kurtarmak için mücadele ediyor. Tüm bu genç kadınların ölümünün, benim yaşama fırsatımın bir koşulu olması ve hayatımda bir itici güç oluşturması konusu beni çok ilgilendiriyor. Neden bu görüntülerle çalışıyorum? Batı’da yaşıyorum, bu yüzden bu bağı medya aracılığıyla kuruyorum. Tüm bu görüntüler ve videolar aracılığıyla.

 

LB: Resim yaparken müzik dinliyor musun?

LY: Evet, kendimi güdülemek istediğimde. Genellikle sessizlik içinde resim yapıyorum çünkü resimler halihazırda oldukça yüksek sesli ve rengarenk. Ama bir teslim tarihim olduğunda kendimi gaza getirmem gerekiyor. Bir iş üretirken kafamın içinde kaybolabiliyorum. O zaman şunu biliyorum: Tamam, bir devrime ihtiyacımız var. Her şeyi yok etmeliyim. Tekrar özgür hissedebilmek için müzik açıyorum. 

Sergiden yerleştirme görünümü, Leyla Yenirce, Splitter, Magdeburg Sanat Müzesi (2024). Magdeburg Sanat Müzesi’nin izniyle. Fotoğraf: Stefan Stark.

Being Strong Is Hard (2021). Tek kanallı video ve ses enstalasyonu, renkli, 4:13 dk. © Leyla Yenirce. Sanatçının ve Capitain Petzel, Berlin’in izniyle.

LB: Sence hangi sanat dışı nesne veya uygulama bir sanat biçimi olarak değerlendirilmeli?

LY: Yürümek, sanat pratiğimin çok önemli bir parçası. Sanat pratiğimi anlamaya çalışacak olsam, bunu yürüyerek yapardım. Sadece yürümekten, durmaksızın yürümekten hoşlanıyorum. New York gibi şehirlerde yürümek çok hoşuma gidiyor ve, misal… Paris bambaşka bir hikaye. Tam bir flâneur şehri. Berlin’de yürürken bile çok eğleniyorum.

“İşçi sınıfından gelmenin en büyük avantajı, güzel sanatlara girdiğimde çalış, çalış, çalış’ın ne demek olduğunu gerçekten bilmemdi”

 

LB: Çocukluğuna ya da gençlik yıllarına geri dönüp baktığında, keşke gitseydim dediğin bir müze var mı?

LY: Sanat, gençliğimin ya da büyürken hayatımın bir parçası değildi. Göçmen, işçi sınıfı bir aileden geliyorum. Güzel Sanatlar okumak aklımın ucundan bile geçmediği için sanattan önce antropoloji okudum. Gençken hiç sanatla uğraşmadım. Etrafımdaki dünyayı çözümlemek için gerekli araçları ancak antropoloji sayesinde edindim ve bir noktada sanatın da buna dair bir seçenek olabileceğini anladım. İşçi sınıfından gelmenin en büyük avantajı, güzel sanatlara girdiğimde çalış, çalış, çalış’ın ne demek olduğunu gerçekten bilmemdi.06.11.1991 (2025). © Leyla Yenirce. Sanatçının ve Capitain Petzel, Berlin’in izniyle. Fotoğraf: Gunter Lepkowski.

Sergiden yerleştirme görünümü, savaşın gürültüsünün, o uğultunun azalması için, Münih Nazi Belge Merkezi (2025-2026) © Münih Nazi Belge Merkezi. Fotoğraf: Connolly Weber Photography.

LB: Herhangi bir konuda bir koleksiyonun var mı?

LY: Bir takvim koleksiyonum var. Mesela, üzerinde bir sürü savaş görüntüsü olan Kürt İşçi Partisi’nin takvimim var. Bir de Oldenburg’daki Yezidi Toplum Merkezi’nin, üzerinde bir sürü dini kült sembolü bulunan takvimi var. Kamyoncu olan babamı hatırlatan bir de kamyoncu takvimim var. Büyüdüğüm yerdeki bir Çin restoranının takvimi de var. Hepsini yan yana asıyorum. Bütün bu farklı yılları ve farklı bağlamları bir arada görmek hoşuma gidiyor.—[O]

Leyla Yenirce, “Werdegang” sergisi, (23 Ağustos’a kadar) Oldenburg Devlet Müzesi’nde.

Ana görsel: Orange (2025) © Leyla Yenirce. Sanatçının ve Capitain Petzel (Berlin) izniyle. Fotoğraf: Gunter Lepkowski.

Editörün Notu / Teşekkür:

Ocula ve Ocula Genel Yayın Yönetmeni Sayın Louise Benson’a, sanatçı Leyla Yenirce ile yaptığı değerli röportajı ("Make a Noise") platformumuzda yayımlamamıza izin vererek sunduğu katkıdan dolayı içtenlikle teşekkürlerimizi sunarız.

FIREZZ olarak misyonumuz; Kürt çağdaş sanatına dair sergi haberlerini görünür kılmanın yanı sıra, uluslararası basında yer bulan önemli metinleri ve röportajları da yayınımıza taşıyarak çağdaş sanata dair kapsamlı bir arşiv oluşturmaktır. Bu doğrultuda uluslararası iş birliklerimizi sürdürmeye devam edeceğiz.

info@firezz.com