FIREZZ — Kurdish Contemporary Art Magazine Issue 1, Summer 2026
HiWA K: HiÇBiR ŞEY HiSSETMEYECEKSiN

HiWA K: HiÇBiR ŞEY HiSSETMEYECEKSiN

Hiwa K: Hiçbir Şey Hissetmeyeceksen, Çok Şey Hissedeceksin

Çağdaş sanat, farklı tarihsel zamanların, birbirine bütünüyle eklemlenmeyen bilgi biçimlerinin ve çelişkili deneyimlerin ortak bir düzlemde karşılaşmasını mümkün kılan düşünsel bir alandır. Çağdaşlık geçmişin, bugünün ve henüz tamamlanmamış tarihlerin birbirlerinin içine sızdığı zamansal bir çoğulluğa işaret eder. Sanat yapıtı bu çoğulluğu temsil etmekten çok, onun gerilimlerini açığa çıkarır.

Hiwa K’nin 7. Mardin Bienali’nde sergilenen Hiçbir Şey Hissetmeyeceksin başlıklı tek kanallı videosu, çağdaş sanatın post-kavramsal yönelimini güçlü biçimde açığa çıkarır. Video, uzun yıllar (29 yıl) sürgünde yaşadıktan sonra, doğduğu topraklara dönen sanatçının kişisel deneyimini merkezine alır. Böbrek rahatsızlığı nedeniyle önce modern hastanenin tanı ve tedavi yöntemine başvuran Hiwa K, daha sonra küçük bir köyde yaşayan şifacı Hacı Najim’e gider. İnsanlar, bedenin içine, gözlerinden yayılan ışınlarla baktığına inandıkları için Najim’e “Hacı Laser” lakabını yakıştırmıştır.

Yapıt, bu kişisel anlatıyı bir iyileşme hikâyesi olarak kurmakla birlikte sürgün, beden, savaş, şifa ve modern bilim arasındaki gerilimleri açığa çıkaran çok katmanlı bir düşünce alanına dönüştürür. Video, halk bilgisi ile ileri teknolojiyi, gündelik yaşam ile savaş deneyimini ve şiirsel anlatıyı politik gerçeklikle aynı yüzeyde buluşturur. Şifacılar, göçmen işçiler, sözlü kültür ve beden hafızası; drone teknolojileri, gözetim sistemleri ve tıbbi görüntüleme aygıtlarıyla yan yana gelir. Ancak bu öğeler arasında bir hiyerarşi ya da uzlaşma kurulmaz. Farklı bilgi biçimlerini karşı karşıya getirir fakat onları çözümleyen tekil bir açıklama üretmez.

Bu karşılaşma özellikle beden ve görme rejimleri üzerine yoğunlaşır. Ultrasonun teknik bakışı ile şifacının sezgisel bilgisi, hastane dilinin klinik kesinliği ile Kürtçenin sözlü ritmi, drone’un yukarıdan gözetleyen perspektifi ile yıldızlara yönelen kozmolojik tahayyül aynı alanı paylaşır. Böylece video, çağdaş dünyada hakikatin tek bir merkezden üretilemediğini, farklı ölçeklerde işleyen bakış rejimleri arasında dağıldığını gösterir. Savaş sonrası Irak bağlamı bu dağınık alanı tarihsel olarak çerçeveler. “Diktatörün düşüşünün ardından” ifadesi kurumların, bilgi sistemlerinin ve bedenin okunma biçimlerinin yeniden düzenlendiği bir eşik durumuna işaret eder. Bu eşikte şifa, tıp, teknoloji ve halk bilgisi aynı zeminde yeniden tanımlanır. Video, bu çoğulluğu çözmeye çalışmaz; onu bir gerilim olarak sürdürür. Seyirciyi bir doğruluk rejimine yerleştirmek yerine, birbirini dışlamayan fakat birbirine indirgenemeyen bilgi biçimleri arasında bırakır. Yapıtın düşünsel yoğunluğu tam da bu askıda kalma hâlinden doğar.


Hiçbir Şey Hissetmeyeceksin, 2025, Tek Kanallı Videodan görüntü

Videonun açılışındaki astronot, metaforun ilk kırılma noktasını kurar. Dünya’nın çekim alanından kurtulmak için gereken enerji ile sürgünden kaçış arasında güçlü bir paralellik vardır. Burada sürgün, fiziksel bir yer değiştirmeyi aşarak, yerçekimsel bir kopuşa dönüşür. Dünya, özneyi sürekli geri çağıran görünmez bir çekim alanı gibi işler. Ne var ki geri dönüş de en az ayrılık kadar kırılgandır. Atmosfere yalnızca belirli bir açıyla girilebilir; fazla dik girersen yanarsın, fazla yatay girersen geri savrulursun. Astronotun uzaya dönüşü ile sürgünün memlekete dönüşü aynı ontolojik belirsizlik içinde düşünülür. Eve dönüş hiçbir zaman başladığı yere geri varmaz. Çünkü geri dönülen coğrafya değişmiştir; dönen beden de artık aynı beden değildir.

Bu kırılma ilk olarak beden üzerinde görünürlük kazanır. Böbrek taşı, tıbbi bir rahatsızlığın adı olmaktan çıkarak; sürgünün, savaşın ve tarihsel yükün bedende tortulaşmış biçimine dönüşür. Hastane raporlarının klinik dili, taşın boyutunu, yerini ve hareketini kesin bir teknik terminolojiyle tarif eder. “8 mm’lik taş”, “sol üreter”, “kist” gibi ifadeler modern biyopolitik bilginin tipik söz dağarcağına aittir. Beden, ölçülebilen, okunabilen ve arşivlenebilen bir yüzey olarak kurulur. Ultrason, bu bakış rejiminin en görünür araçlarından biridir: Görünmeyeni görünür kılar; bedeni görüntüye, görüntüyü veriye dönüştürür. Tam bu sırada video başka bir görme rejimi önerir. Haji Laser, modern tıbbın teknik kesinliğinin karşısına yerleşir. Ancak karşılaşma, bilim ile hurafe arasında kurulmuş basit bir karşıtlık olarak görülemez. Şifacının gözlerinden çıkan ışınlarla bedenin içine baktığı söylemi, ilk anda, irrasyonel ya da gerçekdışı bir anlatı gibi duyulur. Fakat yapıt, bu söylemi ne romantik bir hakikate dönüştürür ne de ironik bir mesafeyle etkisizleştirir. Bunun yerine, modern epistemolojinin dışında kalmış başka algılama biçimlerinin hâlâ dolaşımda olabileceği ihtimalini açık bırakır. Gerilim tam da burada yoğunlaşır. Ultrason da şifacı da bedenin içine bakar. Biri teknolojik aygıtlar aracılığıyla, diğeri bedensel sezgi ve temas üzerinden. Yapıt, bu iki bakış rejiminden birini diğerine üstün kılmaz. Hastane, taşın varlığını tespit eder; şifacı onun kaybolduğunu söyler. Seyirciden beklenen ise bunlardan birini seçmesi değildir. Hiwa K, hakikatin nasıl üretildiğini, hangi bakış rejimleri tarafından meşrulaştırıldığını ve farklı bilgi biçimlerinin çağdaş dünyada nasıl yan yana varlığını sürdürdüğünü sorgular.

Bedenin içinden başlayan bu sorgulama, giderek gökyüzüne doğru genişler. Ölçek değişse de mesele aynı kalır: Kim bakıyor, nereden bakıyor ve gördüğünü hangi bilgiye dönüştürüyor? Ultrason, bedenin derinliklerini tarar; drone, yeryüzünü yukarıdan izler; astronot, Dünya’ya dışarıdan bakar; şifacı tenin ötesini görmeye çalışır; yaşlı çoban kadın ise yıldızların izini sürer. Hiwa K, bu farklı görme biçimlerini ortak bir anlatı içinde buluşturarak bakışın hiçbir zaman tarafsız olmadığını hissettirir. Bu nedenle gökyüzü, bir manzara olmakla yetinmez; anlamların sürekli yer değiştirdiği bir uzam halinde genişler. Başlangıçta yıldızlar, yön bulmanın, hafızanın ve kozmolojik aidiyetin işaretleridir. Çoban için gökyüzü yaşanmış deneyimin, sözlü kültürün ve kuşaklar boyunca aktarılan bilginin parçasıdır. Ancak video ilerledikçe aynı yıldızlar başka bir dile çevrilir. Artık yön göstermezler; koordinat üretirler. “Yıldız kılığına sokulmuş silme geometrileri” sözü tam da bu dönüşümün şiirsel ifadesidir. Gökyüzü, yaşamın ritmini taşıyan ortak bir ufuk olmaktan çıkar; askeri hesaplamaların yapıldığı soyut bir yüzeye dönüşür. Bu nedenle çoban kadının bakışı ile drone’un bakışı aynı gökyüzünde buluşsa da aynı dünyaya ait değildir. Biri yönünü arar, diğeri hedefini belirler. Aralarındaki fark dünyayla kurdukları ilişkinin bütünüyle değişmiş olmasından kaynaklanır. Savaş da tam burada yeni bir anlam kazanır. Yıkım artık yalnızca kentleri ve bedenleri hedef almaz; görmenin ölçeğini, mesafesini ve duyarlığını da yeniden biçimlendirir. Drone’un bakışı yaşamı toplumsal bağlamından koparır, onu uzaktan tanımlanabilir bir hedefe indirger. Hiwa K, bu durumu savaşın doğrudan görüntüleriyle anlatmaz. Bakışın giderek soğumasını, temasını kaybetmesini ve geometrik bir hesaplamaya dönüşmesini yansıtır. Böylece keskin nişancı ile yıldız gözlemcisi aynı gökyüzüne baksa da artık aynı evrende yaşamaz.

İşin en dikkat çekici yönlerinden biri, sürekli olarak, ağır politik katmanların gündelik jestlerin içine dağıtılmasıdır. Şifacının konuşmalarındaki nükteli ton, köy otobüsü, çiftlikte geçirilen zaman, küreğin toprağa vuruşu ya da toprağın ritmi… büyük tarihsel ve siyasal meselelerin gündelik hayatın ölçeğine taşınmasıdır. Böylece video, didaktik bir dile yaslanmaz. Hakikat, akademik açıklamalarla kurulmaz; karşılaşmalar, sesler ve sıradan eylemler içinde dolaşıma girer. Bu karşılaşmalarda dil kadar ses de belirleyici bir yer tutar. Kürtçenin fonetik sıcaklığı, videonun taşıyıcı unsurlarından biridir. İngilizce okunan tıbbi raporların steril tonu ile Kürtçenin sözlü ritmi arasında belirgin bir mesafe vardır. İngilizce belgeleyen, ölçen ve kayıt altına alan küresel bir doğrulama dili gibi işlev görür. Aynı zamanda kişisel tonundan arındırılmış, neredeyse aygıtsal bir sese dönüşür. Hastane raporları okunur; ölçüler, tarihler ve sayılar kesintisiz bir doğruluk iddiasıyla sıralanır. Kürtçe ise olağan akış içerisinde konuşulurken duraksayan, tekrar eden, nefes alan, şaka yapan, tereddüt eden, sesin içindeki bedeni duyuran. Şifacının “korkma” deyişi ya da gündelik mizahı anlamlı bir ifade olmanın sınırlarından, sesin ritmi aracılığıyla güven kuran bir araca dönüşür. Böylece video, iki farklı ses rejimini karşı karşıya getirir. Birinde ses belge üretir; diğerinde ilişki kurar. Birinde bilgi aktarılır; diğerinde deneyim paylaşılır. Bu nedenle yapıt, dış dünyayla güçlü bir işitsel kompozisyon da kurar. Sessizlikler, nefesler, ritmik tekrarlar ve cümlelerin dairesel akışı, çağdaş dünyanın hızına karşı başka bir zaman duygusu üretir. Videonun temposu bu bakımdan belirleyicidir. Hiwa K, Hızın ve kesintisiz dolaşımın egemen olduğu çağdaş yaşama karşı yavaşlamayı, beklemeyi ve susmayı seçer. Şifa da ani bir mucize olarak belirmez; ritmin değişmesiyle hissedilmeye başlar.

“Hiçbir şey hissetmeyeceksin” cümlesi bu ritmik örgünün merkezinde yer alır. İlk anda sıradan bir teselli gibi duyulur. Video ilerledikçe anlamı genişler. Taş düşerken hiçbir şey hissedilmez. Savaş yaklaşırken hiçbir şey hissedilmediği gibi. Drone saldırıları, algıdan daha hızlı ilerler. Travma ise bedene öylesine yerleşmiştir ki acı, çoğu zaman doğrudan deneyimlenemez. Bu yüzden hissizlik ve duyarsızlık tarihin bedende bıraktığı aşırı yükün duyuları ağırlaştırmasıdır. Hiwa K acıyı dramatize etmez; büyük felaket imgelerine ya da şiddetin doğrudan temsiline başvurmaz. Travma, sessizlikte, gecikmede, nefeste ve bedenin ağırlığında dolaşır. Seyirciyi acının görüntüsüyle sarsmak yerine, acının beden içinde bıraktığı yankıyı dinlemeye davet eder. Bu tercih, çağdaş görsel kültürde acıyı sürekli teşhir eden temsil biçimlerinden belirgin biçimde ayrılır.

İşin sonlarına doğru anlatı giderek kozmolojik bir düzleme açılır. Kara delikler, negatif zaman, yıldızlar ve ölüm üzerine yürütülen spekülasyonlar, bilimsel doğruluk iddiasına baş vurmadan, travma sonrasında parçalanmış bir tahayyülün parçaları olarak belirir. Burada mesele, Mars’ta yaşam olup olmadığı değildir. Asıl soru, savaşın ve sürgünün ardından parçalanmış bir öznenin dünyayı yeniden nasıl anlamlandırdığıdır. Video tam da bu noktada yeni bir kozmoloji kurar; gökyüzü ile yeryüzü, beden ile hafıza, yıldızlar ile gündelik yaşam arasında yeniden ilişkiler örer. Bu nedenle yapıtın metafizik katmanı dünyadan soyutlamadan, dünyayla yeniden bağ kurma arayışını ortaya koyar. Sürgün, toprağın ritminden, gökyüzünün yön duygusundan ve bedenin hafızasından da kopuştur. Videoda bu kopuş tersine çevrilmeye çalışılır. Toprak, yıldızlar, beden ve ses aynı düşünsel eksende yeniden birbirine yaklaşır. Çiftliğe dönüş ya da tarlada çalışmak, bedenin yeniden toprağa tutunma çabasıdır. Küreğin toprağa her vuruşu, video boyunca açılan düşünsel katmanları maddi bir ritimde yeniden bir araya getirir. İş, en sonunda büyük teorik açıklamalara ya da kesin sonuçlara ulaşmaz. Geriye küreğin sesi kalır. Toprağın direnci kalır. Nefes kalır. Sessizlik kalır. Belki de Hiwa K’nin bütün video boyunca aradığı hakikat tam burada belirir: kavramların soyut alanında girmeden, beden ile toprağın yeniden aynı ritmi paylaşabildiği o kırılgan anda.


May 1

Hiwa K’nin işi bu anlamda günümüz sanatının ulaştığı kritik eşiklerden birini deşifre eder. Çünkü burada sanat artık temsil üretmez; algının, hafızanın ve bakışın nasıl kurulduğunu araştıran bir düşünme alanına dönüşür. Kürt deneyimi yapıtın merkezinde yer alsa da bölgesel bir kimlik anlatısıyla sınırlı kalmaz. Savaş teknolojileri, biyopolitik sağlık sistemleri, yok edilen tohum bankaları, sürgün, gözetim, travma ve kozmolojik kırılganlık gibi bugünün dünyasını belirleyen meselelerle ilişki kurar. Belki de videonun en güçlü yanı, kesin cevaplar üretmemesidir. Şifa gerçekten gerçekleşmiş midir? Yıldızlar gerçekten konuşur mu? Kara delikler bizi yuttuklarında kendileri de yok oluyor olabilir mi? Yapıt bu soruları yanıtlamaz. Çünkü çağdaş öznenin deneyimi de böyledir: Birbiriyle tam olarak örtüşmeyen bilgi biçimleri arasında yön bulmaya çalışan kırılgan bir bilinç hâli. Hiwa K’nin videosu tam da bu nedenle çağdaşlığın duyusal yapısını görünür kılan güçlü bir düşünce formu olarak belirir.

The Bell Project

Hiwa K, 1975 yılında Süleymaniye’de doğmuş çağdaş bir Kürt sanatçıdır. Sanatçı, çağdaş sanat alanında özellikle sürgün, savaş sonrası hafıza, beden politikaları, gündelik emek ve algı rejimleri üzerine geliştirdiği çok katmanlı üretimleriyle öne çıkan önemli sanatçılardan biridir. Berlin’de yaşayan, Irak Kürdistanı’ndan Avrupa’ya yürüyerek göç deneyimi olan sanatçı video, performans, ses ve enstalasyonu birlikte kullanır. Bireysel hafızayı küresel biyopolitik süreçlerle ilişkilendiren araştırma temelli işleriyle çağdaş sanatın post-kavramsal üretim alanı içinde değerlendirilmektedir. Sanatçının uluslararası ölçekte öne çıkışı, Venice Biennale’nin 56. edisyonunda sergilenen The Bell Project adlı çalışmasıyla belirginleşmiştir. İran-Irak savaşı ve Körfez savaşlarından kalan askeri metal atıkların eritilerek büyük bir çana dönüştürüldüğü bu iş, savaş artıklarını hem maddi hem sembolik olarak yeniden dolaşıma sokan güçlü bir politik hafıza yapısı kurar. Çanın yüzeyinde Mezopotamya sanatına referans veren rölyeflerin yer alması, yıkım ile kültürel süreklilik arasındaki gerilimi görünür hale getirir. Bu iş, Aram Tigran’ın “Dünyaya bir daha gelsem; ne kadar tank, tüfek ve silah varsa hepsini eritip saz, cümbüş ve zurna yapacağım” sözlerini hatırlatıyor. Hiwa K’nin çağdaş sanat içindeki konumunu güçlendiren bir diğer önemli eşik ise documenta 14 olmuştur. Learning from Athens başlığıyla gerçekleşen documenta 14 kapsamında sanatçının sergilediği Pre-Image (Blind as the Mother Tongue) adlı işi, sürgün öznenin parçalanmış algı yapısını beden üzerinden araştırır. Başının üzerinde taşıdığı aynalarla yürüyen sanatçı, gökyüzünü yere yansıtarak yukarı ile aşağı, beden ile mekân arasındaki ilişkiyi tersine çevirir. Bu performatif jest, göç deneyimini algısal ve mekânsal bir karşılığı olarak ortaya koyar. Sharjah Biennial, Manifesta 7, Asian Art Biennial ve birçok uluslararası sergide yer alan Hiwa K, bugün çağdaş sanat alanında göç, hafıza, biyopolitika, savaş teknolojileri ve alternatif bilgi biçimleri üzerine geliştirilen tartışmaların önemli figürlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Görseller http://www.hiwak.net sanatçı internet sayfasından alınmıştır.

info@firezz.com

 

Mahsum ÇİÇEK
Mahsum ÇİÇEK

Mahsum Çiçek: 2010 yılından beri sanat eleştirmenliği ve yazarlığı yapıyor. Birikim Güncel, Sanatatak, Unlimitedrag, Kitap24, Argonotlar, Zarema gibi sanat sitelerinde düzenli yazılar yazdığı gibi, farklı dergi, gazete, katalog ve sergi metinleri de yazdı. Süreli Kürtçe edebiyat kültür dergisi Kovara Wenda’nın yayımlanmasında aktif rol alıp aynı dergide Kürtçe öykü ve denemeler yazdı. Hâlâ bağımsız küratöryel faaliyetlerin yanı sıra sanat danışmanlığı da yapıyor. Fatih Tan ile birlikte Avesta Yayınları bünyesindeki avestART dizisi kapsamında Walid Siti: Babil’in Gölgesinde Dağların Peşinde ve Mahmut Celayir: Gölgenin İzinde monografilerini yayımladı.

Yorumlar (0)

Yorum Yaz