İçeriğe geç
FIREZZ — Kurdish Contemporary Art Magazine Issue 1, Summer 2026
BİR GİTARIN İÇİNDE BÜYÜYEN EKSİKLİK: SÎMİR RÛDAN’IN EZ Û GÎTARA XWE ALBÜMÜ

BİR GİTARIN İÇİNDE BÜYÜYEN EKSİKLİK: SÎMİR RÛDAN’IN EZ Û GÎTARA XWE ALBÜMÜ

Gitarın sesi, bir vokalin yakınlığı, on yeni şarkı… Sîmir Rûdan’ın üçüncü albümü Ez û Gîtara Xwe (Ben ve Gitarım), dinleyiciyle buluştu. Söz, müzik ve düzenlemeleri Rûdan’a ait olan albüm, gitar ve vokalin merkezde olduğu yalın düzenlemeleriyle on şarkıyı bir araya getiriyor. Rûdan, bu çalışmada sesini ve gitarını ön plana çıkararak şarkıların melodik yapısına, sözlerine ve duygusal nüanslarına alan açıyor.

Gitarın sesi, bir vokalin yakınlığı, on yeni şarkı… Sîmir Rûdan’ın üçüncü albümü Ez û Gîtara Xwe (Ben ve Gitarım), dinleyiciyle buluştu. Söz, müzik ve düzenlemeleri Rûdan’a ait olan albüm, gitar ve vokalin merkezde olduğu yalın düzenlemeleriyle on şarkıyı bir araya getiriyor. Rûdan, bu çalışmada sesini ve gitarını ön plana çıkararak şarkıların melodik yapısına, sözlerine ve duygusal nüanslarına alan açıyor.

Albüm, Rûdan’ın diskografisinde belirgin bir yalınlaşma anına denk geliyor. Son iki yılda peş peşe yayımlanan single’ların ve projelerin ardından gelen bu kayıt, malzemeyi en az araçla, en doğrudan biçimde dinleyiciye sunuyor. Prodüksiyonun büyük ölçüde kendi elinden çıkması da bu dolaysız ifadeyi güçlendiriyor: Şarkıyı yazan, çalan ve söyleyen kişi, kaydın da başındaki kişi.

Albümün yapım süreci, ortaya çıkan sesin nedenini de anlatıyor. Kayıt ve prodüksiyon sürecini büyük ölçüde kendisi yürüten Rûdan, kusursuzluk yerine doğallığı korumayı tercih etti ve küçük hatalara mümkün olduğunca izin verdi. Parçaların yaklaşık yarısı metronom kullanılmadan, serbest bir akışla kaydedildi; yani tempo, şarkının kendi akışına göre şekillenebildi. Albümün mix ve mastering aşamalarını ise Hakan Kurşun üstlendi. Küçük pürüzlerin bırakılması, albümün anlatmak istediği şeyle uyumlu bir karar: Eksik olanı tamamlamaya çalışmak yerine, eksikliğin kendi sesiyle konuşmasına alan açmak. Bu yaklaşım, albümün “başka türlü” olma iddiasının da temelini oluşturuyor.

Gitar, bu albümde vokale eşlik eden bir enstrümandan fazlası. Müzisyene yanıt veren, kimi zaman sözü devralan bir yol arkadaşına dönüşüyor. Düzenlemelerde yer alan çok sesli partisyonlar, Rûdan’ın klasik gitar geçmişine uzanıyor ve sanatçının enstrümanıyla kurduğu köklü bağı açığa çıkarıyor. Albümün adındaki “ben” ile “gitar” ikilisi böylece yalnızca bir başlık olmaktan çıkıyor, kaydın kurucu ilişkisine dönüşüyor. “Başka türlü” tanımı da burada anlam kazanıyor: Tek bir gitarın ve tek bir sesin taşıdığı yalın biçim, kayıp ve eksiklik üzerine kurulu sözlerle aynı çatı altında buluşuyor. Tek bir enstrümanın hem eşlik hem karşılık, hem boşluk hem söz olabilmesi müzikal yazımın ardındaki emeği de gösteriyor. Zira yalın duran bir kayıt, aslında özenle kurulmuş bir düzenlemeye dayanıyor.

Albümün genelindeki bu yalınlık, akla İngiliz folk müzisyeni Nick Drake’i de getiriyor. Özellikle Pink Moon albümünde duyulan vokal ve akustik gitarın yakınlığı, müzikal gösterişten uzak anlatım ve kırılgan atmosfer, Rûdan’ın bu çalışmasıyla karşılaştırma kurmaya elverişli. İki müzisyenin müzikal dünyaları ve koşulları farklı olsa da şarkının merkezine sesi, gitarı ve kişisel anlatımı yerleştirmeleri bakımından ortak bir çizgi beliriyor. Her iki örnekte de yalınlık, anlatımı yoksullaştıran bir sınırlama olmaktan çıkarak duygunun doğrudan duyulmasını sağlayan bir biçime dönüşüyor. Ez û Gîtara Xwe’da gitarın vokalle kurduğu yakınlık, dinleyiciyi büyük bir müzikal düzenlemenin karşısında tutmak yerine, sanki şarkı söyleyen kişinin yanına oturtuyor.

Kayıtlardaki kusurların gizlenmemesi, şarkı sözlerindeki tematik omurgayla da örtüşüyor. Albümün çıkış noktası, kavuşamamaktan kaynaklanan bir eksiklik hissi; bu his zamanla yerini yalnız bir kabullenişe bırakıyor. Açılış parçası Tu Dûr î (Uzaksın), “bir yanım açıkta, hep üşüyorum” dizesiyle umutsuz bir bekleyişi başlatıyor. Kendalên Bêbinî (Derin Uçurumlar), Rosa, Mona Lisa, Derewên Te (Yalanların) ve Bi Xatirê Te (Hoşçakal) bu mesafenin ve yalıtılmışlığın izini sürüyor. Min Nîne (Sahip Değilim) noktasında ise bekleyiş, artık boşluktan yükselen bir yakarışa dönüşüyor. Bu dizilişte her şarkı, öncekinin bıraktığı boşluğu doldurmak yerine onu bir adım daha derinleştiriyor gibi duruyor.

Şarkı adları Türkçe karşılıklarıyla birlikte okunduğunda albümün söz dünyasının sınırları da çiziliyor: Uzaklık, derinlik, yalan, veda, sahip olamama, yapamama. Bu sözcüklerin çoğu bir yoksunluğu işaret ediyor; yalnızca Hûlê Hej Te Dikim ile Muzîk Heye, sevgiye ve müziğe uzanan iki kapı aralıyor. Ancak bu genel yoksunluk yalnızca ayrılığın ardından yaşanan kişisel bir acıyla sınırlı kalmıyor. Bazı şarkılarda uzaklık, iki insan arasındaki ilişkinin kendisini biçimlendiren bir koşula dönüşüyor: Karşıdaki kişi varlığını sürdürüyor, ama ona ulaşmak, yüzünü görmek ya da sesini duymak mümkün olmuyor.

Bu durum özellikle Mona Lisa’da belirginleşiyor. Şarkıdaki rûyê te nabînim (yüzünü görmüyorum), dengê te nabihîzim (sesini duymuyorum), gulên me çilmisîbûn, guldank derîzibûn (güllerimiz solmuştu, vazo çatlamıştı), dîsa hev qetanin (yine ayrıyız), tu carî minhembêz nekiriye (hiçbir zaman bana sarılmadın), navê te çiqas xweş bû, navê te (adın ne kadar güzeldi, adın), te ez kuştim, te got ez ji bîr nekim  (beni öldürdün, ‘unutmayayım’ dedin) ve sözleri, ilişkiyi doğrudan bir yokluk deneyimi üzerinden kuruyor. Karşıdaki kişi bütünüyle kaybolmuş değil; aksine, aranan ve özlenen biri olarak zihinde varlığını koruyor. Fakat yüzünün ve sesinin erişilemez oluşu, bu varlığı sürekli bir eksiklikle kuşatıyor. “Beni öldürdün, ‘unutmayayım’ dedin” dizesi ise ilişkinin çelişkisini yoğunlaştırır: Unutmayı engelleyen şey, aynı zamanda kişiyi yaralayan şeydir. Hatırlamak teselli sunmaz; acıyı canlı tutar.

Mona Lisa şarkısının melankolisi bu bakımdan modern kent yaşamının duygusal deneyimleriyle de ilişkilendirilebilir. Kentte karşılaşmaların, ayrılıkların ve geçici yakınlıkların iç içe geçtiği bir dünyada insanlar birbirlerinin hayatlarına girebilir, ama birbirlerine gerçekten ulaşamayabilirler. Şarkının yüz ve ses üzerinden kurduğu mesafe, fiziksel uzaklıktan daha derin bir erişememe hâlini anlatıyor. Mona Lisa adı da kültürel hafızada gizemli, bakışı ve ifadesi bütünüyle çözülemeyen bir yüzü çağrıştırarak bu duyguya ek bir katman kazandırıyor. Böylece arzulanan kişiyle onun zihinde kurulan imgesi arasındaki açıklık da şarkının melankolik dünyasına dahil oluyor. Rûdan’ın yumuşak vokali ve gitarın sade eşliği, bu sözleri yüksek sesli bir yakınmaya dönüştürmeden, içe dönük ve kırılgan bir anlatım içinde tutuyor.

Albümün farklı bir noktasında duran Ez ê Nekarim (Yapamayacağım), insanın aşamayacağı sınırlara odaklanıyor: Uzak şehirlerin sokaklarında dolaşamamak, her güzel insanla tanışamamak, iyi kitapların tümünü okuyamamak… Bunlar, hayatın tamamına sahip olamamanın gündelik, hatta tanıdık örnekleri. Yaşananların bıraktığı boşluğa ve yas duygusuna rağmen şarkı, yaşama açılan bir pencere aramayı sürdürüyor. Eksiklik burada, insan olmanın bir ölçüsü olarak da beliriyor. Şehir, insan ve kitap: Üç büyük dünya, yetmeyen bir ömür.

Albümdeki kırılganlık teslimiyetle son bulmuyor. Hûlê Hej Te Dikim (Seni Böyle Seviyorum), ritmik yapısı ve sevgiyi temel alan sözleriyle bir direnç noktası oluşturuyor. Diğer dokuz parçadan farklı olarak şarkı, müzisyenin doğup büyüdüğü Cizre yöresinin yerel Kürtçesiyle seslendiriliyor. Bir albüm boyunca başka bir ağızla söylenen şarkıların ardından memleketin ağzına dönülmesi, bu şarkıyı hem dilsel hem duygusal olarak albümün içinde ayrı bir yere yerleştiriyor. Kapanış parçası Muzîk Heye (Müzik Var) ise tüm bu iç döküşün ardından sığınılacak nihai limanı işaret ediyor. Albümün iki ucu böylece yolculuğun yönünü de gösteriyor: Açılışta bir uzaklık, kapanışta bir sığınak. Bekleyişin, eksikliğin ve yasın sonunda geriye kalan, müziğin kendisi. Açılıştan kapanışa izlenen bu yön, albümün baştan sona dinlenmeye uygun bir bütün olarak kurulduğunu düşündürüyor.

Albümün görsel dünyası da aynı yaklaşımı izliyor. Candan Giyen imzasını taşıyan kapakta portre yerine kırık bir kalp ve renkli bir gitar yer alıyor; yani bir kişiden çok bir durum çiziliyor. Kimi dinleyicilerce “fazla sade” bulunan bu tercih, albümün hissettirmek istediği eksiklik ve boşluk duygusunun bilinçli bir yansıması. Çizim sırasında gitarın ses deliğine kazara düşen bir çizgi silinmemiş, olduğu gibi korunmuş. Bu ayrıntı, albümün organik kusurları benimseyen yaklaşımını görsel dünyaya taşıyor.

Albümün kusursuzluğu reddeden yaklaşımı, Adorno’nun sanat eserinin pürüzsüz ve uzlaşmış bir bütün olarak sunulmasına yönelik eleştirisiyle birlikte ele alınabilir. Kayıtlardaki küçük hataların, serbest ritmin ve silinmeyen çizginin korunması, eksikliği giderilmesi gereken bir kusur olmaktan çıkararak eserin biçimine dahil ediyor. Böylece albüm, sadece sözlerinde anlattığı kayıp ve yoksunluğuyla var olmuyor, bu duyguların biçimsel karşılığını da taşıyor. Kusursuzluğa ulaşmaya çalışmak yerine pürüzleriyle var olmayı seçmesi, eserin kendi özelliklerini örtmeden varlık kazanmasını sağlıyor. Bu açıdan Ez û Gîtara Xwe, tamamlanmışlığın güvenli bütünlüğünden çok, eksikliğin ve kırılganlığın içinden kurulan bir estetik bütünlük öneriyor.

 

EZ Û GÎTARA XWE SPOTİFY'DA DİNLE

 

Sîmir Rûdan, 1981 yılında Cizre’de doğdu. 1999’da Hacettepe Üniversitesi’nde felsefe eğitimi almak üzere Ankara’ya gitti. Üniversite yıllarında müziğe yönelerek gitar çalmaya başladı ve klasik Batı müziğiyle ilgilendi. Bir dönem Ankara Üniversitesi Bach Korosu’nda yer aldı.

Rûdan, 2013’te söz, müzik ve düzenlemeleri kendisine ait olan ilk albümü Bi Çîrokî’yi (Masalsı) yayımladı. Dönemin kültür sanat mecralarından Hawar.net, albümü yılın en iyi albümü seçti. 2015’te birçok müzisyenin bir araya geldiği Peşk(Damla) adlı karma albümde Berfîn (Kardelen) şarkısıyla yer aldı. İkinci albümü Kevî (Kıyı), 2019’da yayımlandı. 2024’te Hê Jî Digerim (Hâlâ Dolaşıyorum) ve Yekî Gotibû (Biri Demişti) adlı iki single çıkaran sanatçı, aynı yıl Mehmet Atlı’nın 30 yıllık sanat hayatının kutlandığı Na, Ne Tenê Me! (Hayır, Yalnız Değilim!) projesinde Birîn (Yara) şarkısıyla yer aldı. 2025’te ise Sira Sibê, Fîncan, Reng Esmerê, Ez Berf im ve Her Evîndarê Caran im adlı çalışmalarını yayımladı.

Rûdan’ın üçüncü albümü Ez û Gîtara Xwe (Ben ve Gitarım), söz, müzik ve düzenlemeleri kendisine ait olan on şarkıdan oluşuyor. Yalnızca gitar ve vokalle kaydedilen albüm, Bi Çîrokî ile başlayıp Kevî ile devam eden müzikal yolculuğunda yeni bir sadeleşme aşamasına işaret ediyor. Rûdan, bu çalışmada gitarla kurduğu ilişkiyi ve şarkı yazarlığının kişisel yönünü öne çıkarırken kayıtlardaki küçük kusurları gizlemek yerine, onları koruyarak doğallığı merkeze alıyor. Kayıp, uzaklık ve eksiklik temalarını yalın bir müzikal anlatımla buluşturan Ez û Gîtara Xwe, sanatçının yıllar içinde biriktirdiği deneyimi tek bir gitar ve ses etrafında şekillendiriyor.

info@firezz.com 

Yorumlar (0)

Yorum Yaz