İçeriğe geç
FIREZZ — Kurdish Contemporary Art Magazine Issue 1, Summer 2026
GÖRÜNTÜNÜN ARDINDAKİ EMEK: HİTO STEYERL’İN MECHANICAL KURDS’U

GÖRÜNTÜNÜN ARDINDAKİ EMEK: HİTO STEYERL’İN MECHANICAL KURDS’U

"Yapay zekânın ardındaki insan emeği nasıl sömürülüyor? Mahsum Çiçek, Hito Steyerl'in Mechanical Kurds videosundan hareketle dijital mikro-işçiliği felsefi bir zemine taşıyor. Hegel ve Marx'ın soyutlanmış emek analizlerinden beslenen metin, meseleyi Jacques Rancière’in Platon’a uzanan eleştirileri ışığında 'emeğin ve zekânın bölüşümü' sorunu olarak yeniden tartışmaya açıyor."

Hito Steyerl’in Mechanical Kurds adlı video yerleştirmesi, yapay zekâ ve makine öğrenmesinin görünürde otomatikleşmiş dünyasının arkasında kalan insan emeğini araştırıyor. 2025 tarihli çalışma, New Museum, New York ve Jeu de Paume, Paris tarafından sipariş edildi. 2026 yılında Roma’daki MACRO’da Alice Labor küratörlüğünde İtalya’daki ilk sunumu gerçekleşirken, aynı yıl Ars Electronica kapsamında verilen S+T+ARTS Prize Grand Prize – Artistic Exploration ödülüne layık görüldü. 13 dakikalık tek kanallı HD video ile mekânsal yerleştirme unsurlarını bir araya getiren eserin merkezinde, Irak Kürdistanı’ndaki Domiz mülteci kampından görüntüler ve burada yaşayan Kürt-Suriyeli mültecilerin deneyimleri yer alıyor. Ars Electronica’nın açıklamasına göre kampta yaşayan Kürt-Suriyeli mülteciler, crowdsourcing platformları üzerinden binlerce görüntüyü analiz eden, nesneleri tanımlayan ve sınıflandıran mikro-işçiler olarak çalışıyor. Jeu de Paume’nun eser açıklamasında ise bu emeğin, dijital görüntülerdeki nesnelerin renkli “bounding box”larla, yani nesne tanıma sistemlerinde kullanılan sınırlayıcı kutular aracılığıyla işaretlenmesiyle ilişkili olduğu belirtiliyor. Bu tür mikro-işler, makine öğrenmesi ve özellikle bilgisayarlı görü sistemlerinin eğitilmesi için gerekli insan emeğinin parçalarından birini oluşturuyor.

Mechanical Kurds, 2025 Single-channel HD video installation (color, sound) Duration: 13 min

Mechanical Kurds başlığı, bu emek biçimini güncel yapay zekâ teknolojileriyle sınırlamıyor. “Mechanical” sözcüğü, 1770’te Wolfgang von Kempelen tarafından tasarlanan ve sonradan “Mechanical Turk” olarak tanınan satranç otomatına kadar uzanan bir tarihe gönderme yapıyor. Makine gibi görünen bu düzeneğin içinde aslında satranç oynayan gizli bir insan bulunuyordu. Amazon’un daha sonra aynı adı verdiği Mechanical Turk platformunda ise ilişki başka bir biçimde yeniden ortaya çıktı: makinelerin gerçekleştiremediği ya da henüz gerçekleştiremediği küçük bilişsel işler insanlara dağıtıldı. Steyerl’in başlığındaki “Turk”ün “Kurd”a dönüşmesi, bu tarihsel hattı Kürt mültecilerin dijital mikro-emeğiyle ilişkilendiriyor. Video, mikro-işçilerin çalıştığı görüntüleri açıklamakla yetinmez; kamerayı doğrudan mülteci kampına çevirir. Kampın yolları, yapıları, çocukları ve gündelik yaşamın çeşitli unsurları görüntülenirken, görüntülerin üzerine bilgisayarlı görü sistemlerinde kullanılan sınırlayıcı kutular yerleşir. Böylece bounding box, teknik bir sınıflandırma aracından videonun kendi görsel diline dönüşür. Mülteci kampı, insanların yaşadığı bir mekân olarak görünürken, aynı anda makinenin nesneleri ayırt edip kategorilere ayırabileceği bir görüntü alanı olarak da kurulur. Steyerl’in belgesel görüntülerini üretken yapay zekâ tarafından oluşturulan imgelerle yan yana getirmesi ve dikdörtgen biçimleri yerleştirmenin mekânsal düzeninde de tekrar etmesi, bu sınıflandırma mantığını videonun dışına taşır.

Videonun görsel hareketi ilerledikçe kamp görüntüleri Alp manzarası, bir Alman şehri ve başka çevre görüntüleriyle yan yana gelir. Burada söz konusu olan, kampın basitçe başka bir coğrafyaya “dönüştürülmesi” değildir. Farklı görüntüler yan yana getirilerek her birinin taşıdığı mekânsal ve toplumsal ilişkiler görünür hale getirilir. Bir şehir görüntüsü yalnızca binalardan ve yollardan oluşmaz; hareket etme, yerleşme, dolaşma, çalışma ve birlikte bulunma biçimlerini de içerir. Kamp görüntüleri ise başka bir mekânsal örgütlenmeyi açığa çıkarır. Bu yan yana geliş, görüntülerin, nesnelerin içinde yer aldığı ilişkileri de taşıdığını düşündürür. Makine görüşü açısından nesneler birbirinden ayrılabilir ve sınıflandırılabilir; yaşanan dünya açısından ise aynı nesne farklı ilişkiler içinde farklı anlamlar kazanabilir. Böylece görüntünün sınıflandırılabilir parçaları ile bu parçaların içinde gerçekleşen yaşam arasında bir mesafe ortaya çıkar. Burada işçilerin emeğinin hangi görüntüler üzerinde gerçekleştirildiği ile Steyerl’in videoda hangi görüntüleri makine görüşünün içine aldığı arasındaki ayrımı korumak gerekir. Mikro-işçilerin etiketlediği görüntülerin coğrafi kaynağını bütünüyle belirlemek mümkün değildir. Ancak Ars Electronica’nın açıklaması, bu emeğin askeri amaçlarla ilişkili görüntülerin işaretlenmesi ve otonom araçlar ile askeri dronlarda kullanılan bilgisayarlı görme sistemlerinin ihtiyaç duyduğu görüntü verilerinin hazırlanmasıyla ilişkili olduğunu belirtir. Burada işçilerin doğrudan bir dron ya da otonom araç geliştirmesinden söz edilmez. İnsanlar görüntülerdeki nesneleri, kişileri ve yapıları belirleyip sınırlandırarak, daha sonra makine öğrenimi sistemlerinde kullanılabilecek etiketli veriler üretir. İşçilerin bu görüntülerin hangi teknolojik sistemde ve hangi amaçla kullanılacağını bilmedikleri de belirtilmektedir.


Mechanical Kurds, 2025 Single-channel HD video installation (color, sound) Duration: 13 min

Dolayısıyla mesele, Kürt mültecilerin “kendi dünyalarını” algoritmaya öğretmeleri söz konusu değildir. Karşılarındaki görüntüler, kendi gündelik dünyalarının basit bir uzantısı olmaktan çıkarak kullanım amacını bütünüyle bilmedikleri daha geniş bir teknolojik dolaşımın parçasına dönüşür. Burada algoritmanın görsele yabancılığı ile mültecinin görsele yabancılığını aynı düzleme yerleştirilemez. Algoritmanın yaşanmış bir dünyası ve tarihsel deneyimi yoktur; görüntü, onun açısından işlenmesi ve sınıflandırılması gereken bir veri alanıdır. Mülteci ise tarihsel ve toplumsal bir dünyadan yerinden edilmiş, başka bir görsel, ekonomik ve siyasal düzen içinde yaşamını sürdürmektedir. Birinin yabancılığı teknik ve işlevseldir; diğerininki tarihsel ve jeopolitiktir. Mechanical Kurds bu iki farklı yabancılığı aynı görüntü rejiminde karşı karşıya getirirken, kamp görüntüleri de veri olarak, kendi mekânsal ve toplumsal ilişkileri içinde yeniden düşünmeye açar. Bu karşılaşmada görüntü de bir emek sürecinden geçer. Yaşanmış gerçeklikten alınan görüntü, nesnelere ve biçimlere ayrılır; ardından bu parçalar sınıflandırılabilir veri birimlerine dönüştürülür. İşçinin bakışı, ayırt etme kapasitesi ve verdiği karar bu dönüşümün görünmeyen emeğidir. Makine, “araba”, “insan” ya da “bina”yı insanın gördüğü biçimde görmez; bu kategorileri tanıyabilmesi için insan emeğiyle hazırlanmış etiketli veri kümelerine ihtiyaç duyar. Mikro-işçi böylece yalnızca bir görüntüyü sınıflandırmaz; makine öğreniminin dünyayı hangi ayrımlar üzerinden işleyeceğinin koşullarının oluşmasına da katkıda bulunur. Burada “işçi” sözcüğünün kendisi de bir sorun haline gelir. Mikro-işçi, yaptığı iş üzerinden tanımlanan genel bir emek kategorisidir. İş tamamlanır; işi yapan kişinin tekilliği ise çoğu zaman görünmez kalır. Platform açısından belirleyici olan, görüntüyü kimin sınıflandırdığı değil, sınıflandırma görevinin tamamlanmasıdır. İnsan, emeğinin içinde tekil bir özne olmaktan çıkarak işlevsel bir parçaya dönüşür. Bu nedenle bir işçinin adının yeniden ortaya çıkması basit bir biyografik ayrıntı değildir. İsim, soyutlanmış emek kategorisinin arkasındaki tekilliği yeniden işaret eder.


Mechanical Kurds, 2025 Single-channel HD video installation (color, sound) Duration: 13 min

Mechanical Kurds’un insan emeğini görünür kılma çabası burada başka bir soruya ulaşır: Bir insanın yaşamı, emeği ve deneyimi sanat yapıtının merkezine alındığında, o insan yalnızca “Kürt-Suriyeli mülteci”, “mikro-işçi” ya da “ghost worker” gibi genel kategorilerle mi temsil edilecektir, yoksa kendi adıyla da var olabilecek midir? Resmî jenerikte Rebin Karim, M.H. ve W.O. isimleri “With” başlığı altında yer alıyor. Bununla birlikte anonimlik meselesini de gözden kaçırmamak gerekir. Steyerl, çalışmanın katılımcıları açısından bazı kişiler için anonimlik tercihinin önemli olduğunu belirtiyor. Bu nedenle isimlerin görünür kılınmasını kendiliğinden bir etik zorunluluk olarak kabul etmek yerine, yapıtın özneleşme ile anonimlik arasındaki ilişkiyi nasıl kurduğunu sormak gerekir. İsim vermek, kişiyi yalnızca “işçi” kategorisinden çıkarmanın tek yolu değildir; ancak kişinin emeğinin ötesinde bir yaşamı ve tekilliği olduğunu işaretleyen güçlü bir araçtır. Buradan hareketle Mechanical Kurds’un sorusu, kimin adı görünür olur, kimin görme ve ayırt etme kapasitesi üretimin bir parçasına dönüşür? Bir makinenin dünyayı işleyebilmesi için insan emeğinin görüntüyü önceden parçalara ayırması, nesneleri tanımlaması ve sınıflandırması gerekiyorsa, makinenin gördüğü dünyanın kuruluşunda kimin emeği vardır? Bu soru, eserin teknolojik tarihini emek tarihine bağlayan hattı açar: Mekanikleşme, insan faaliyetlerinin makinenin işleyebileceği parçalara ayrılmasıyla da gerçekleşir.

Mekanik: Dışsallık, Makine ve Emeğin Parçalanması

Hito Steyerl’in Mechanical Kurds adlı çalışmasındaki “mechanical” sözcüğü yalnızca günümüzün yapay zekâ teknolojilerine ya da dijital makinelerin işleyişine işaret etmez. Mekanik kavramının daha uzun bir felsefi ve siyasal tarihi vardır. Bu tarih boyunca mekanik, doğanın işleyişini açıklayan bir model, makinenin teknik örgütlenmesi ve insan emeğinin belirli işlemlere ayrılması gibi farklı biçimlerde düşünülmüştür. Bu farklı kullanımları birbirine bağlayan sorunlardan biri, ilişkilerin kendi içlerinden doğan bir bütünlük yerine dışarıdan belirlenen bir düzen içinde kurulmasıdır. Mekanik olan, bir etkinliğin kendi iç ilişkilerinden ayrılarak dışsal bir belirlenime bağlanmasıyla ortaya çıkar. Hegel’in mekanik kavramı bu noktada belirleyici bir başlangıç oluşturur. Mantık Bilimi’nde mekanik ilişki, bir araya gelen unsurların kendi içlerinden doğan organik bir birlik oluşturmamasına dayanır. Hegel bunu şöyle ifade eder: “Mekanik, hiç olmazsa sıradan ve özgür olmayan Mekanik ve ayrıca Kimyasallık, hiç kuşkusuz içkin bir ilke olarak görülmelidir, çünkü belirleyen dışsal etmenin kendisi yine yalnızca böyle dışsal olarak belirlenen ve böyle belirlenmeye ilgisiz bir nesnedir, ya da Kimyasallıkta öteki nesne de benzer olarak kimyasal olarak belirli bir nesnedir; genel olarak, bütünlüğün özsel bir kıpısı her zaman dışsal bir şeyde yatar.” (Hegel, 2014, s.560) Burada belirleyici olan “dışsal etmen”dir. Parçalar birbirine bağlanabilir ve birlikte belirli bir sonuç üretebilir; ancak onları bir arada tutan belirlenim parçaların kendi iç ilişkilerinden kaynaklanmıyorsa, bu birlik mekanik olarak kalır. Dolayısıyla Hegel’de mekanikleşme, hareketin kendisinden çok, hareketin belirlenme biçimiyle ilgilidir.

Bu ayrım Mechanical Kurds açısından önemlidir. Çünkü çalışmada insanın görme, ayırt etme ve sınıflandırma kapasitesi ortadan kaldırılmaz; bu kapasite dışarıdan belirlenmiş bir iş akışı içinde parçalara ayrılır ve yeniden düzenlenir. Bir insanın görüntüye bakması, içindeki nesneyi tanıması, sınırlarını belirlemesi ve onu bir kategoriye yerleştirmesi gündelik deneyimde birbirinden ayrılmayan bir algısal etkinliktir. Crowdsourcing sisteminde ise bu etkinlik belirli ve ölçülebilir görevlere bölünür: nesneyi bulmak, sınırını çizmek, kategorisini seçmek ve işlemi onaylamak. Böylece mekanikleşme, insan kapasitesinin ortadan kaldırılmasından çok, kapasitenin dışarıdan belirlenmiş bir işleyiş içinde yeniden düzenlenmesi olarak ortaya çıkar. Mechanical Kurds’un mekanikliği tam burada başlar: İnsan görür, fakat görme eyleminin hangi işlemlere ayrılacağı ve hangi ayrımların sisteme aktarılacağı önceden kurulmuş bir üretim düzeni tarafından belirlenir.

Marx’ta bu dışsallık üretim sürecinde maddi bir biçim kazanır. Grundrisse’de Marx, kapitalist üretim ilişkilerinin gelişimini emeğin özgül niteliğinin giderek soyutlaşmasıyla birlikte ele alır: “Dolayısıyla emek zanaat niteliğini kaybettikçe, aynı oranda bu ekonomik ilişki —kapitalist ve işçinin, üretim ilişkisinin iki kutbu oldukları ilişki— de giderek daha saf ve tam bir biçim kazanacaktır; emeğin özgül ustalığı giderek soyutlaşıp farksızlaştıkça, emeğin kendisi giderek salt soyut eyleme, salt mekanik, dolayısıyla tikel biçimine karşı kayıtsız bir eyleme, salt biçimsel, ya da aynı şey olan salt maddi bir eyleme şu ya da bu biçimi almasının bir şey fark ettirmeyeceği «herhangi bir eyleme» dönüştükçe [bu ilişki gelişecektir].” (Marx, 1979, s.379) Marx’ın burada dikkat çektiği dönüşüm, belirli bir zanaatın içerdiği özgül bilgi ve becerinin üretim içinde giderek soyutlanmasıdır. Emeğin “özgül ustalığı” soyutlaşıp farksızlaştıkça, belirli bir işçinin belirli bir işi yapma biçimi üretim açısından daha az belirleyici hale gelir. Emek, farklı üretim süreçlerine aktarılabilecek soyut bir etkinlik biçimine yaklaşır. Marx’ın “salt mekanik” ve “herhangi bir eylem” ifadeleri bu soyutlanmayı anlatır: İşçinin yaptığı belirli hareket, üretimin bütününe ilişkin bilgisinden ve işin özgül niteliğinden ayrılarak başka işlemlerle değiştirilebilir, tekrarlanabilir ve yeniden düzenlenebilir hale gelir.


Mechanical Kurds, 2025 Single-channel HD video installation (color, sound) Duration: 13 min

Bu noktada makineyi insanın kullandığı nötr bir araç olarak düşünmek yetersiz kalır. Üretim sürecinde ayrıştırılmış ve soyutlanmış faaliyetler, teknik bir sistem içinde yeniden örgütlenebilir; işçinin daha önce bedeninde, deneyiminde ve becerisinde taşıdığı belirli işlemler üretimin genel düzeninden ayrılarak başka bir kapasitenin parçası haline gelebilir. Böylece işçinin üretim sürecine ilişkin bütünsel etkinliği ile gerçekleştirdiği tekil işlem arasındaki mesafe büyür. Bir hareketi tekrar etmek, bir parçayı birleştirmek ya da belirli bir kontrol işlemini yapmak, üretimin bütünü içindeki anlamından ayrılarak kendi başına tanımlanabilir bir göreve dönüşür. Buradaki temel dönüşüm, makinenin insanın yerine geçmesinden önce, insan emeğinin makine tarafından devralınabilir ve teknik olarak yeniden örgütlenebilir parçalara ayrılmasıdır. Hegel’de mekanik, ilişkilerin dışsal biçimde belirlenmesidir; Marx’ta bu belirlenim emeğin soyutlanması ve üretim sürecinin parçalanması içinde maddileşir. Mechanical Kurds ise bu tarihsel hattı bedensel hareketten algısal etkinliğe taşır. Dijital mikro-emekte; görmek, dikkat etmek, ayırt etmek, sınır çizmek, sınıflandırmak ve onaylamak da birbirinden ayrılabilen emek birimlerine dönüşür. Marx’ın “herhangi bir eylem” olarak tarif ettiği soyut emek biçimi burada algısal bir eylem olarak karşımıza çıkar. Belirli bir nesneyi tanımak, görüntü içindeki sınırını belirlemek ya da bir kategori seçmek, kendi başına bütünlüklü bir görme deneyiminin içinden ayrılarak ölçülebilir bir mikro-göreve dönüşür. Bu nedenle Mechanical Kurds’un güncel teknolojik dünyasında mekanikleşme, insanın makinenin karşısında fiziksel bir işlev üstlenmesi; gözü, dikkati ve ayırt etme yetisi de makine öğreniminin üretim sürecine dahil edilir. Bir görüntünün “insan”, “araba”, “bina” ya da başka bir nesne olarak işaretlenmesi, makinenin daha sonra bu ayrımları veri üzerinden işlemesinin koşullarından biridir. İnsan makineye yalnızca veri sağlamaz; makinenin dünyayı hangi ayrımlar üzerinden işleyeceği konusunda kullanılabilir hale getirilen verinin üretilmesine katkıda bulunur. Bu açıdan makine öğrenmesi, insan emeğinin belirli biçimlerinin öğrenilebilir ve yeniden kullanılabilir veri haline getirilmesidir.


Mechanical Kurds, 2025 Single-channel HD video installation (color, sound) Duration: 13 min

Burada mekanikleşmenin anlamı bir kez daha genişler. Görmek, sınıflandırılabilir bir göreve; ayırt etmek, veri üretimine; tekil bir karar ise daha sonra başka bir sistem tarafından kullanılabilecek bir veri parçasına dönüşür. İnsan etkinliği, onu gerçekleştiren kişinin bütünsel deneyiminden ayrılarak sistemin başka bir noktasında kullanılabilecek bir üretim girdisi haline gelir. Makinenin tanıma kapasitesi ortaya çıktığında, bu kapasitenin oluşumuna katkıda bulunan insan emeği arka planda kalabilir. İşçinin yaptığı ayrım makinenin tanıma yetisinin, insanın dikkati algoritmik işlemenin, tekil karar ise geniş bir veri kümesinin parçası olarak yeniden ortaya çıkar. Mechanical Kurds bu dönüşümü, insan etkinliğinin belirli parçalarının teknik bir sistem tarafından yeniden kullanılabilir hale getirilmesi üzerinden görünür kılar. Fakat bu noktada, makinenin dünyayı öğrenebilmesi için insan emeğinin belirli parçalara ayrılması gerekiyorsa, bu parçalama işlemini kim yapar? Hangi insanların görme, dikkat etme ve ayırt etme kapasitesi makinenin bilgisine dönüştürülür? Kim çalışmak için zaman ayıracak, kim düşünmek, yönetmek ve bilgi üretmek için zamana sahip olacaktır? Böylece dijital mikro-emek meselesi, mekanik kavramının teknik tarihinden çıkarak emeğin siyasal bölüşümü sorununa ulaşır. Emeğin bölüşümü aynı zamanda zamanın, dikkatin ve zekânın bölüşümü müdür? Mechanical Kurds’un insan emeğini makine öğreniminin altyapısına yerleştirmesi, bu soruyu doğrudan emeğin nasıl bölüştürüldüğüne ve farklı insanların hangi etkinliklere erişebildiğine taşır. Bu noktada Jacques Rancière’in Platon’dan başlayarak geliştirdiği eleştiri belirleyici hale gelir.

Emeğin Bölüşümü, Zekânın Bölüşümü

Mekanikleşmenin tarihi yalnızca araçların ve makinelerin gelişiminin tarihiyle sınırlı kalmamıştır. Aynı zamanda insanların hangi etkinlikleri gerçekleştireceğinin, kimlerin çalışacağının ve kimlerin düşünmek için zamana sahip olacağının tarihidir. Bir işin parçalara ayrılması, yalnızca üretimin teknik olarak düzenlenmesi anlamına gelmez; insanların etkinliklerinin ve zamanlarının da belirli bir düzene bağlanması anlamına gelir. Bu nedenle emek ile düşünme arasındaki ayrım, üretimin örgütlenmesinden daha geniş bir soruna işaret eder: Kim çalışacak, kim düşünecek, kim konuşacak ve kimin kendi etkinliğinin dışında başka bir şey yapmaya zamanı olacaktır?

Jacques Rancière, Filozof ve Yoksulları’nda bu sorunun felsefi tarihine döner. Rancière’in izlediği mesele, toplumdaki görevlerin nasıl dağıtıldığı, insanların doğalarına, yeteneklerine ve toplumsal konumlarına ilişkin sınıflandırmaların siyasal bir düzene nasıl dönüştüğüdür. Rancière, Platon’un Cumhuriyet’indeki iş bölümünün başlangıcını şöyle aktarır: “Başlangıçta dört kişi varmış. Ya da beş. Aşağı yukarı bedenin ihtiyaçları kadar. Yiyecek için bir çiftçi. Barınmak için bir duvarcı. Giyecek için bir dokumacı. Buna ek olarak bir kunduracı, bir de gerekli malzemeleri sağlayacak başka bir işçi. Platon’un cumhuriyeti böyle ilan edilir. Tanrılar yok, kuruluş efsanesi yok. Yalnızca bireyler, ihtiyaçları karşılama vasıtaları vardır.” (Rancière, 2013, s.21) Ancak bu ilk iş bölümü kısa sürede yalnızca ihtiyaçların karşılanmasına ilişkin bir düzen olmaktan çıkar. Kim hangi işi yapacak sorusu, insanların hangi doğaya sahip oldukları sorusuyla birlikte düşünülür. Herkesin “kendi işini” yapması ilkesi, farklı doğaların ve yeteneklerin hiyerarşik olarak dağıtıldığı bir toplumsal düzene dönüşür. Platon’un siyasal düzeninde üreticiler, koruyucular ve yöneticiler birbirinden ayrılır; altın, gümüş, tunç ve demir imgesi bu ayrımı doğal bir farklılık gibi kurar. Böylece toplumsal görev, kişinin yalnızca yaptığı iş olmaktan çıkar ve onun ne olduğuna ilişkin bir belirlemeye dönüşür.

Rancière’in aktardığı Aristoteles’te ise ayrım görevlerin ve etkinliklerin değerine taşınır: “bir şehir ihtiyaçların yoğunlaşması ve üretim araçlarının bölüştürülmesinden ibaret değildir. En baştan beri gerekli olan bir şey daha vardır: adalet, yani daha iyi olanın daha az iyi olan üzerindeki erki. Görevlerin soylu ya da daha az soylu olanı, işlerin alçaltıcı olanı ya da daha az alçaltıcı olanı ve bunlara uygun doğaları vardır. Ayırt etmek gerekir.” (Rancière, 2013, s.21) Buradaki “ayırt etmek”, mevcut işleri; hangi işin soylu, hangisinin aşağı olduğu; hangi etkinliğin yönetmeye, hangisinin yönetilmeye uygun olduğu konusunda bir toplumsal norm kurmaktır. Böylece Platon’da doğalara göre yapılan ayrım, Aristoteles’te görevlerin ve etkinliklerin değerine ilişkin bir hiyerarşiyle tamamlanır. Rancière açısından önemli olan, bu ayrımların yalnızca toplumu açıklamaması, insanların hangi etkinliklere ve yaşam biçimlerine erişebileceğini de belirlemesidir. Bu nedenle Rancière’in sorusu ekonomik kaynakların dağılımıyla sınırlı değildir. Yaşam biçimleri, etkinlikler ve zaman da bölüştürülür. Kimileri düşünmek, yönetmek ve hakikati araştırmak için zamana sahip kabul edilirken, kimilerinin zamanı çalışmaya ayrılmıştır. Bir insanın toplumsal konumu, başka bir şey yapmaya ayırabileceği zamanla da belirlenir. Platon’un doğalara dayalı sınıflandırması ile Aristoteles’in soylu ve daha az soylu işler arasındaki ayrımı bu açıdan aynı siyasal soruna bağlanır: İnsanların ne yapabilecekleri kadar, neye zaman ayırabilecekleri de toplumsal bir düzen içinde belirlenir.

Bu ayrım Platon’un Menon diyaloğunda daha somut bir sahnede ortaya çıkar. Sokrates, geometri bilgisinin nasıl ortaya çıktığını göstermek için Menon’dan adamlarından birini çağırmasını ister. Menon bir köle çağırır. Sokrates önce onun Yunan olup olmadığını ve Yunanca konuşup konuşmadığını sorar; Menon, onun “evde doğduğunu” söyler. Böylece sahneye giren kişinin adı verilmez ve kişi Menon’un kölesi olarak tanımlanır. Ardından Sokrates yere bir kare çizer ve köleye bu şeklin ne olduğunu sorar. İki ayak uzunluğundaki kenarlardan oluşan bu karenin alanının dört ayak kare olduğunu birlikte belirledikten sonra, alanı bunun iki katı olan bir karenin kenarının ne kadar olması gerektiğini sorar. Köle önce kenarın iki katına çıkarılması gerektiğini düşünür. Sokrates sorularını sürdürerek bu cevabın ortaya çıkardığı alanı ona hesaplatır; böylece iki kat uzunluğundaki kenarın alanı iki değil dört katına çıkardığını fark eder. Köle ikinci bir tahminde bulunur; bu da yanlış çıkınca neyi bilmediğini kabul eder. Sokrates sorularını sürdürür ve köle sonunda köşegen üzerinden sekiz ayak karelik alanı oluşturan doğru ilişkiye ulaşır. Sahnenin sonunda Sokrates, kölenin cevapları kendi başına verip vermediğini Menon’a sorar; Menon da cevapların kölenin kendisine ait olduğunu kabul eder.

Rancière, Filozof ve Yoksulları’nda bu sahnenin anlamını şöyle açar: “Kareyi ikiyle çarpmanın formülünü kendi başına bulan Menon’un kölesi, böylelikle iki şeyi kanıtlar: Bilim olanaklıdır, ama her türlü bilim değildir. Uyur haldeki bu bilimi uyandırmak için seçkinlere mahsus diyalektik kışkırtmanın iğnesidir gerekli olan, demokrat sofist Protogoras’ın ya da halk filozofu Antisthenes’in dersleri değil.” (Rancière, 2013, s.58) Rancière açısından burada önemli olan kölenin geometri problemini çözebilmesi değildir. Kölenin cevapları düşünme ve çıkarım yapma kapasitesini gösterir; ancak bu kapasite Sokrates’in kurduğu soru-cevap düzeni içinde harekete geçirilir. Sokrates şekli çizer, soruları belirler ve her cevaptan sonra araştırmanın bir sonraki adımını kurar. Köle cevapları kendisi verir; fakat sorunun kuruluşunu ve araştırmanın yönünü belirleyen kişi değildir. Böylece aynı sahnede iki farklı durum birbirinden ayrılır: düşünme kapasitesine sahip olmak ile bu kapasitenin hangi problem üzerinde ve hangi doğrultuda kullanılacağına ilişkin yetki. Rancière’in okumasını önemli kılan ayrım da burada belirginleşir. Bir insanın düşünme kapasitesine sahip olması ile düşüncesini kendi belirlediği bir etkinlik içinde kullanabilmesi aynı şey değildir.

Buradan bilgi ile toplumsal özgürlük arasındaki ilişkiye ilişkin daha geniş bir soru çıkar. Bir insanın düşünme kapasitesinin bulunması, bu kapasiteyi kendi yaşamının koşullarını belirlemek için kullanabileceği anlamına gelmez. Menon’daki köle geometrik bir ilişkiye ulaşabilir, sorulara cevap verebilir ve akıl yürütme kapasitesini gösterebilir; fakat bu sahne onun toplumsal konumunu değiştirmez. Diyalog içinde düşünen bir kişi olarak görünürken toplumsal düzlemde hâlâ Menon’un kölesidir. Üstelik adı da verilmez; onu tanımlayan ifade başka birine ait bir mülkiyet ilişkisini belirtir. Burada düşünme kapasitesi ile toplumsal statü arasındaki ayrım açık hale gelir: Bir insanın düşünebilmesi, hangi etkinlik üzerinde söz sahibi olabileceğini kendiliğinden belirlemez. Bu ayrım Mechanical Kurds açısından yeniden önem kazanır; ancak iki durumu özdeşleştirmek doğru olmaz. Çalışmadaki mülteciler görme, ayırt etme, karşılaştırma ve karar verme kapasitesine sahiptir. Fakat bu kapasitenin kullanıldığı çalışma koşulları, kişinin yaşamının diğer alanlarındaki belirleme gücüyle aynı şey değildir. Mülteci kampı, kişinin yaşamını bütün yönleriyle kendi iradesiyle kurabildiği özerk bir toplumsal alan olarak görülemez; kampın idari yapısı, dış kurumlara bağımlılığı ve hareket alanını belirleyen koşullar yaşamın olanaklarını sınırlar. Dolayısıyla bir görüntü üzerinde karar verebilmek ile kendi yaşamının mekânsal ve toplumsal koşulları üzerinde karar verebilmek arasında bir ayrım vardır. Mülteci, bir görüntüde yol, bina, araç ya da kamusal alan arasındaki ilişkileri tanımlayabilir; fakat bu görsel düzenin temsil ettiği toplumsal ilişkiler onun gündelik yaşamında aynı biçimde erişilebilir olmayabilir. Bir şehir görüntüsünde ulaşım, çalışma, barınma, dolaşım ve kamusal karşılaşmalar belirli bir süreklilik içinde örgütlenir. Görüntüyü sınıflandırmak, bu ilişkilerin içinde yaşamak anlamına gelmez. Mechanical Kurds böylece görsel bilgi ile o bilginin dayandığı toplumsal ilişkiler arasındaki mesafeyi de açığa çıkarır.


Mechanical Kurds, 2025 Single-channel HD video installation (color, sound) Duration: 13 min

Bu nedenle Menon ile Mechanical Kurds arasında doğrudan bir özdeşlik kurulmadan, belirli bir problem sürekliliği vardır. Menon’da kölenin düşünme kapasitesi ile toplumsal konumu aynı sahnede yan yana gelir. Mechanical Kurds’ta ise mültecilerin algısal kapasitesi ile bu kapasitenin kullanıldığı çalışma koşulları aynı üretim düzeninde karşılaşır. Birinde köle geometri problemini çözebilir, fakat toplumsal konumunu belirleyemez; diğerinde mülteci görüntüleri okuyabilir, sınıflandırabilir ve makine öğreniminin veri üretimine katkıda bulunabilir, fakat bu çalışma kapasitesi kendi yaşam koşulları üzerinde aynı ölçüde belirleyici bir yetki anlamına gelmez. Ortak nokta, zekânın soyut ve herkeste aynı biçimde işleyen bir yetenek olarak ele alınmasından çok, belirli toplumsal düzenlemeler içinde hangi etkinliklere bağlandığı sorusudur. Menon sahnesinde bu düzenlemeyi filozofun soruları kurar; dijital mikro-emekte ise görev tanımları, platform arayüzleri, sınıflandırma şemaları ve veri üretim süreçleri kurar. Bu nedenle Rancière’in sorusu burada yeniden kurulabilir: Kim düşünebilir sorusundan önce, kimin düşüncesi hangi koşullarda kullanılabilir hale gelmektedir? Mechanical Kurds bu soruya mekânsal bir boyut ekler. Mülteci, yaşamının maddi koşullarını bütünüyle belirleyemediği bir yerde yaşarken, emeğiyle analiz ettiği görüntülerde başka dünyaların mekânsal düzenleriyle karşılaşır. Şehir, toplumsal yaşamın ulaşım, çalışma, barınma ve kamusal karşılaşma gibi ilişkilerinin belirli bir süreklilik içinde örgütlendiği bir mekân olarak görünür. Kamp ise kendi sürekliliğini bütünüyle kendi içinde üretmeyen, ekonomik, siyasal ve idari ilişkiler bakımından dışarıdaki yapılara bağlı bir yaşam alanıdır. Bu ayrım, Rancière’in Cahil Hoca: Zihinsel Özgürleşme Üstüne Beş Ders kitabında Joseph Jacotot üzerinden geliştirdiği düşünceyle birlikte düşünüldüğünde başka bir boyut kazanır.

Jacotot’nun deneyinin başlangıç noktası basittir: Öğretmen ile öğrenciler aynı dili konuşmaz. Buna rağmen öğrenciler ortak bir kitap aracılığıyla öğrenmeye başlar. Rancière bu deneyden hareketle şöyle yazar: “İnsan evlatlarının en iyi öğrendiği şey, hiçbir hocanın onlara öğretemeyeceği ana dilleridir.” (Rancière, 2014, s.13) Burada öğretmen, öğrencinin zekâsının kendisininkinden aşağı olduğunu varsayarak işe başlamaz. Öğretmen ile öğrenci arasında ortak bir şey vardır: kitap. Öğrenci bu ortak şey karşısında dikkatini kullanır, karşılaştırır, tekrar eder, ilişkiler kurar ve anlamlar arasında bağlantılar oluşturur. Öğrenme böylece bir zekânın diğerine bilgi aktarmasından çok, zekânın karşısındaki şeye yönelmesi olarak ortaya çıkar. Jacotot’nun deneyinde belirleyici olan öğretmenin bilgisiz olması değil, öğretme yetkisinin bilgi üstünlüğünden ayrılmasıdır. Öğretmen, öğrencinin neyi bilmediğini saptayıp ona eksik olan bilgiyi aktaran kişi olmaktan çıkar. Ortak şey, öğretmen ile öğrenci arasındaki bilgi farkını kapatacak bir araç değil, iki zekânın farklı biçimlerde yöneldiği ortak bir nesnedir. Bu nedenle Jacotot’da eşitlik, öğrencinin öğretmenle aynı bilgiye sahip olması anlamına gelmez; zekâların başlangıçta hiyerarşik olarak iki ayrı düzeye yerleştirilmemesi anlamına gelir.

Menon ile Jacotot arasındaki fark burada önem kazanır. Menon’da kölenin düşünme kapasitesi Sokrates’in kurduğu soru-cevap düzeni içinde harekete geçirilir. Jacotot’da ise öğretmen ile öğrenci arasında önceden kurulmuş bir zekâ hiyerarşisi varsayılmaz. Birinde araştırmanın yönünü filozof belirler; diğerinde öğrenme, ortak bir şey karşısında öğrencinin kendi dikkatini ve zekâsını kullanmasıyla gerçekleşir. Rancière’in eşitlik fikrinin temelinde de bu ayrım bulunur: Eşitlik, bir zekânın diğerine bilgi aktarmasıyla kurulmaz; herkesin kendi zekâsını kullanarak aynı şeyi araştırabilmesinin başlangıçta kabul edilmesiyle kurulur. Ancak zihinsel özgürleşme, toplumsal koşulların kendiliğinden ortadan kalkması anlamına gelmez. Bir insanın kendi zekâsını kullanabilmesi ile yaşamını belirleyen maddi ve toplumsal koşullar üzerinde söz sahibi olması arasında hâlâ bir mesafe vardır. Mechanical Kurds’un dijital emek meselesi bu ayrımı başka bir düzleme taşır. Mikro-işçi ile algoritma arasındaki ilişki ilk bakışta bir öğretme ilişkisi gibi görülebilir: İnsan görüntüleri sınıflandırır, makine bu sınıflandırmalardan öğrenir. Fakat mikro-işçi algoritmaya kendi bilgisini aktaran bir öğretmen olmadığı gibi; algoritma da karşısındaki dünyayı anlamaya çalışan bir öğrenci değildir. İlişki bir platformun, belirlenmiş görevlerin ve bir emek rejiminin içinde kurulur. İnsan belirli bir görevi yerine getirir; bu görevin sonucu daha sonra teknik bir sistemin öğrenme sürecinde kullanılabilecek veriye dönüşür. Burada Jacotot’nun “ortak şey”i tersine çevrilir. Ortak şey artık kitaptan görüntüye kayar, fakat görüntü iki zekânın eşit biçimde yöneldiği ortak bir araştırma nesnesi değildir. İnsan dikkatini ve ayırt etme kapasitesini kullanır; ürettiği ayrımlar teknik bir sistemin öğrenme sürecine aktarılır. Jacotot’da ortak şey öğrenmenin koşuluyken, Mechanical Kurds’ta görüntü bir emek nesnesidir.


Mechanical Kurds, 2025 Single-channel HD video installation (color, sound) Duration: 13 min

Bu ayrım Domiz’in koşulları düşünüldüğünde daha somut hale gelir. Domiz, 2012’de Suriye’den gelen mültecileri barındırmak üzere kurulmuş ve zaman içinde kalıcılaşmış olsa da kuruluş mantığı bakımından bir şehir gibi sürekliliğini sağlayamaz. Kampın hizmetleri kamp yönetimi ve insani yardım yapıları üzerinden örgütlenmiş, temel hizmetlerin sürekliliği kurumsal yapılara bağlı kalmıştır. Eğitim de bu yapının, Kurdistan Bölgesi’nde uygulanan Refugee Education Integration Policy, mülteci çocukların kamu eğitim sistemine dahil edilmesini ve eğitimin ortaöğretim, mesleki eğitim, yükseköğretim ve geçim olanaklarıyla ilişkilendirilmesini amaçlar. Dolayısıyla kamp içindeki eğitim ile özgürleşme arasında otomatik bir ilişki kurmak mümkün değildir. Eğitim daha geniş toplumsal olanaklara erişim sağlayabilir; ancak bu olanakların gerçekleşmesi için belgelere, ulaşım imkânlarına, ekonomik kaynaklara, hukuki statüye ve kamp dışındaki kurumlara erişim gerekir. UNHCR’nin eğitim politikasıyla ilgili açıklamaları da eğitim, tanınmış nitelikler, mesleki eğitim, yükseköğretim ve geçim olanakları arasındaki bu kurumsal bağlantıyı vurgular. Kampı üretimin tamamen dışında, ekonomik faaliyetin bulunmadığı bir alan olarak tanımlamak da doğru olmaz. Mülteciler çalışabilir ve kamp içinde ekonomik faaliyetler bulunabilir. Buradaki ayrım başka yerde kurulmalıdır: Kamp, şehir gibi üretim, dolaşım, barınma ve yeniden üretim ilişkilerini bütünlüklü bir toplumsal yapı içinde örgütleyen özerk bir alan değildir. Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki mülteciler sağlık ve eğitim hizmetlerine erişebilmekte, çalışma olanakları bulabilmekte; buna karşılık hukuki statü ve hareket özgürlüğü bakımından çeşitli sınırlamalarla karşılaşabilmektedir. Bu nedenle kampın dışa bağımlılığı, üretimin yokluğu anlamına gelmez. Yaşamın sürekliliğinin kamp dışındaki ekonomik, idari ve siyasal ilişkilerle kurulması anlamına gelir.

Mechanical Kurds’ta dijital mikro-emek bu dışa bağımlı yapıyla farklı bir düzlemde kesişir. Kamp sakininin önüne dünyanın başka yerlerinde üretilmiş görüntüler gelir. Bir şehir, yol, otomobil ya da bina onun karşısına kendi yaşamının doğrudan parçası olarak, üzerinde işlem yapılacak görsel bir nesne olarak çıkar. Dikkatini görüntüye yöneltir, nesneleri ayırt eder ve onları sınıflandırır; fakat bu işlem onu görüntüdeki dünyanın toplumsal ilişkilerine doğrudan dahil etmez. Bir şehri tanımlayabilir, bir binanın sınırını belirleyebilir ya da bir aracın yerini işaretleyebilir; ancak bu işlemler o şehrin çalışma, ulaşım, barınma ve kamusal yaşam ilişkilerine erişim sağlamaz. Böylece görsel bilgi ile bu bilginin dayandığı toplumsal ilişkiler arasında bir mesafe oluşur. Burada mülteci ile algoritma arasında bir yabancılık ilişkisi kurulabilir, fakat bu yabancılıkların aynı olduğu söylenemez. Algoritma açısından görüntü, işlenmesi ve sınıflandırılması gereken bir veri alanıdır. Bir şehir, yol, bina ya da insan belirli kategoriler altında ayrıştırılabilir görsel özelliklere dönüşür. Mülteci açısından ise yabancılık tarihsel ve jeopolitiktir: kişi yerinden edilme koşullarının ardından başka bir yaşam alanında bulunur ve kendi deneyiminin dışında kurulmuş görüntüler üzerinde çalışır. Algoritmanın yabancılığı yaşanmış bir tarih olarak görülemez; mültecinin yabancılığı belirli bir yerinden edilme tarihinin ve siyasal koşulların sonucudur. İnsan ile makine aynı görüntünün karşısında olabilir, fakat aynı nedenle orada değildir. İnsan kendisine ayrılmış çalışma zamanını bir mikro-göreve dönüştürür; makine ise bu emeğin sonucunu kendi işleme kapasitesinin parçası haline getirir. Bu nedenle Jacotot’nun “ortak şey”i Mechanical Kurds’ta yalnızca görüntüye dönüşmez; emeğe çevrilmiş görüntüye dönüşür. Görüntü, iki zekânın eşit biçimde araştırdığı ortak bir nesne olmaktan çıkar ve insan dikkatinin, ayırt etme kapasitesinin ve kararlarının teknik bir sistem tarafından kullanılabilir hale getirildiği bir emek nesnesine dönüşür. Burada Rancière’in sorusu yeniden belirir: Mesele kimin dikkatinin, zamanının ve zekâsının hangi üretim düzeni içinde kullanılabilir hale getirildiğidir.

Dijital emeğin yeni biçimi tam burada ortaya çıkar: insanın dikkat etme kapasitesi çalışmaya dönüşür. Görmek, ayırt etmek, karşılaştırmak ve onaylamak ölçülebilir mikro-görevlere ayrılır. İnsanın dünyayla kurduğu algısal ilişki ekonomik değeri olan bir etkinliğe çevrilir. Kampın dışa bağımlı ve belirsizlik taşıyan zamanı böylece başka bir üretim sürecine bağlanır. İnsanların düzenli istihdama erişiminin sınırlı olduğu bir yerde, görme ve ayırt etme kapasitesi küresel bir veri üretim zincirinin parçası haline gelebilir. Rancière’in emek ile düşünme arasındaki tarihsel bölüşüm üzerine kurduğu eleştiri burada çağdaş bir biçim kazanır. Emekçinin, görme ve dikkat etme kapasitesi de çalışma zamanının içine alınır. Mechanical Kurds’ta mülteci işçi, algısal emeği makine öğreniminin veri üretim sürecine eklenir. Kampın dışa bağımlı yaşam koşulları, dijital platform üzerinden başka bir üretim süreciyle birleşir. İnsan kendi yaşam koşulları üzerinde sınırlı bir denetime sahip olduğu bir yerde yaşarken, görme ve ayırt etme kapasitesi başka bir üretim sürecinin girdisine dönüşür. Rancière’in sorusu burada yeniden sorulabilir: Kim düşünür? Mechanical Kurds ise bu soruya başka bir soru ekler: Makine gördüğünde, aslında kimin bakışı çalışmaktadır?


Mechanical Kurds, 2025 Single-channel HD video installation (color, sound) Duration: 13 min

Görmekten Sınıflandırmaya

Bu soru bizi Steyerl’in kamp görüntülerine geri götürür. Videoda bounding box’larla işaretlenen görüntüler ile mülteci kampına yönelen kamera arasında iki farklı görme biçimi karşılaşır. Bounding box’ın içine alınan bazı şehir görüntülerinde yol, otomobil, bina ya da insan öncelikle tanımlanabilir bir nesne olarak belirir. Görüntü, kentin bütününü göstermekten çok, makinenin tanıyabileceği parçaları seçer. Yol bir yol, otomobil bir otomobil, insan bir insan olarak işaretlenir. Böylece görüntünün belirli bir bölümü çevresinden ayrılarak sınıflandırılabilir hale gelir. Steyerl’in kampı gösteren planlarında ise aynı görsel unsurlar daha geniş bir mekânsal ilişki içinde görünür. Çadır bir barınma alanıdır; yol, gündelik hareketlerin gerçekleştiği bir güzergâhtır. Çadırlar, yapılar, araçlar, boşluklar ve insanlar birlikte bir yaşam alanının görüntüsünü oluşturur. Bounding box, nesneyi çevresinden ayırarak onun makine tarafından tanınabilirliğini üretir. Kamera ise nesnelerin birbirleriyle kurduğu ilişkilerin görünür kalmasına izin verir. Birinde görüntü sınıflandırılabilir parçalara ayrılır; diğerinde bu parçalar belirli bir mekânsal ve toplumsal bağlam içinde görünür. Bu, şehir görüntülerinin yalnızca teknik olarak işlenebilir, kamp görüntülerinin ise yalnızca ilişkisel olduğu anlamına gelmez. Steyerl’in videoda farklı görüntüleri yan yana getirme biçimi, daha çok görüntünün teknik olarak işlenebilmesi ile bir mekânın taşıdığı toplumsal ilişkiler arasındaki farkı açığa çıkarır. Görsel özellikler bir görüntüden diğerine taşınabilir; fakat bir mekânın barınma, hareket, çalışma ve gündelik hayatla kurduğu ilişkiler yalnızca geometrik özelliklerine indirgenemez. Bir görüntünün başka bir görüntüyle teknik olarak eşleştirilebilmesi, o görüntünün içerdiği toplumsal ilişkilerin de aynı biçimde taşındığı anlamına gelmez.


Mechanical Kurds, 2025 Single-channel HD video installation (color, sound) Duration: 13 min

Bounding box’ın anlamı da burada genişler. O, nesnelerin çevresine çizilmiş bir çerçeve olarak; görüntünün hangi ölçekte okunacağını belirleyen bir işlemdir. Çadırı, yolu veya insanı kendi çevresinden ayırdığında, onların içinde bulunduğu ilişkiler geri plana çekilir ve makinenin tanıyabileceği özellikler öne çıkar. Steyerl’in kamerası ise bu ayrıştırılmış nesnelerin yeniden ilişkilendiği alanı gösterir. Video böylece makine görüşünün nesneyi çevresinden ayıran mantığı ile yaşanan mekânın nesneleri ilişkileri içinde bir arada tutan niteliğini karşılaştırır. Bu nedenle mülteci kampı videoda, veri üretiminin gerçekleştiği, aynı görüntünün farklı görme ve işleme biçimlerinden geçebildiği somut bir mekân olarak belirir. Bir tarafta çadırlar, yollar, insanlar ve yapılar gündelik hayatın maddi çevresini oluşturur; diğer tarafta görüntü aynı unsurları sınıflandırılabilir nesnelere ayırarak veri üretiminin girdisine dönüştürür. İnsan kampın içinde yaşar; makine ise görüntüdeki nesneleri tanımaya çalışır. Aynı görüntü düzleminde buluşan bu iki işlem, görüntünün farklı biçimlerde kurulabileceğini gösterir. Dolayısıyla Mechanical Kurds’un meselesi bir yaşam alanı görüntüye dönüştüğünde hangi niteliklerin teknik sınıflandırma içinde öne çıktığını ve hangilerinin geri plana itildiğini gösterir. Bounding box’ın çevrelediği nesne ile Steyerl’in kamerasının gösterdiği yaşam alanı arasındaki fark burada belirginleşir: biri görüntüyü işlenebilir parçalara ayırır; diğeri bu parçaların içinde kurulmuş ilişkilerin görünür kalmasına izin verir. Makinenin öğrenmesi için gereken ayrıştırma insan emeği tarafından gerçekleştirilir.

Steyerl’in görüntü üzerine düşüncesi içinde Poor Image ile Mechanical Kurds arasında da bu noktada bir bağlantı kurulabilir. Poor Image görüntünün dolaşımını öne çıkarıyordu: kopyalanan, sıkıştırılan, yeniden yüklenen ve ağlar boyunca hareket eden görüntüyü. Mechanical Kurds ise görüntünün işlenme koşullarını görünür hale getirir. Görüntü okunur, ayrıştırılır, nesnelere ve kategorilere bölünür, etiketlenir ve veri sisteminin içinde yeniden düzenlenir. Böylece görüntü yalnızca dolaşan bir nesne olmaktan çıkar; başka bir üretim sürecinin girdisine dönüşür. Buradaki değişim, görüntünün hareketinden görüntünün kullanılabilir hale getirilmesine doğru gerçekleşir. Videoda şehir ve kamp görüntülerinin yan yana gelişi de bu nedenle yalnızca iki farklı mekânın karşılaştırılması olarak okunmamalıdır. Şehir, üretim, dolaşım, çalışma, barınma ve toplumsal ilişkilerin süreklilik kazanarak birbirine bağlandığı karmaşık bir yapı olarak görünür. İnsan burada yol, bina ya da araç gibi nesneleri yalnızca görsel özellikleriyle karşılaşmaz; onları belirli kullanım biçimleri ve toplumsal ilişkiler içinde deneyimler. Ancak bu ilişkilerin kendisi görüntünün teknik sınıflandırmasına doğrudan aktarılmaz. Bir yolun görüntüde “yol” olarak etiketlenebilmesi, o yolun kent içindeki kullanımını, tarihini veya üzerinde gerçekleşen toplumsal ilişkileri veri etiketinin içine taşımaz.

Kamp açısından da benzer bir ayrım geçerlidir. Domiz gibi bir mülteci kampı, kendi sürekliliğini bütünüyle kendi üretim ilişkileri üzerinden kuran özerk bir şehir yapısı gibi bir süreklilik barındırmaz. Yaşamın sürdürülmesi eğitim, sağlık, yönetim, ekonomik olanaklar ve çeşitli kurumsal ilişkiler bakımından kampın dışındaki yapılara bağlıdır. Bu durum kampı üretim ve ekonomik etkinlikten yoksun bir yer haline getirmez; mesele, yaşamın sürekliliğinin hangi kurumsal ve ekonomik ilişkiler içinde sağlandığıdır. Dolayısıyla videoda kamp görüntüsünün belirli bir belirsizlik ve dışa bağımlılık taşıması, onun bütün mekânsal ilişkilerinin geçici veya düzensiz olduğu anlamına gelmez. Daha sınırlı bir ifadeyle, kampın görüntüsü ile makinenin kesin kategoriler halinde kurduğu görüntü arasında farklı düzenleme biçimleri karşı karşıya gelir. Bu karşılaşmada bounding box’ın kategorik kesinliği özellikle önemlidir. Çadır, yol, insan ya da araç görüntü içinde ayrı ayrı tanımlanabilir hale gelir. Fakat bu kategoriler, o nesnelerin birbirleriyle kurduğu ilişkileri bütünüyle açıklamaz. Teknik sınıflandırma ile yaşanan mekân arasındaki fark burada ortaya çıkar: aynı görsel unsur hem veri üretiminin nesnesi hem de belirli bir yaşam alanının parçası olabilir. Mechanical Kurds bu iki düzeyi birbirinden ayırarak göstermez; onları aynı görüntü içinde üst üste getirir. Böyle bakıldığında Mechanical Kurds’un “mekanik” sözcüğü de yeniden anlam kazanır. Mekanik olan, görüntünün belirli parçalara ayrılabilir, tanımlanabilir ve yeniden işlenebilir hale getirilmesidir. İnsan emeğinin bu ayrıştırma işlemine dahil edilmesi, mekanik sürecin dışındaki bir unsur değildir. İnsan bakışı görüntüyü kategorilere ayırır; teknik sistem bu kategoriler üzerinden öğrenir. Böylece insan emeği ile makine arasındaki ilişki, görmenin üretim sürecine dahil edilmesi olarak ortaya çıkar.

Steyerl’in sorusu bu nedenle yapay zekânın ne kadar “zeki” olduğundan çok, makinenin görme kapasitesinin hangi maddi ve toplumsal süreçler üzerinden kurulduğuna yönelir. Görüntünün içinde temsil edilen bir dünya yoktur. O dünyanın üretim biçimleri, mekânsal düzenleri, göç hareketleri, çalışma ilişkileri ve teknik altyapıları da görüntünün kuruluşuna katılır. Mechanical Kurds bu katmanları tek bir görsel düzlemde karşılaştırır: yapılaşmış kent görüntülerini kampın yaşam alanlarıyla, insan bakışını makinenin sınıflandırmasıyla, yaşanmış bir mekânı teknik olarak işlenebilir görüntüyle yan yana getirir. Videonun sonunda soru “makine kimin emeğiyle öğreniyor?” sorusundan daha ileri bir soru belirir: Bir dünya makinenin tanıyabileceği nesnelere ayrıldığında, o dünyanın ilişkileri, belirsizlikleri ve henüz tamamlanmamış olanakları görüntüde nasıl karşılık bulur? Mechanical Kurds bu soruya kapalı bir yanıt vermez. Görüntünün içinde, görmenin kendisini mümkün kılan dünya da vardır.

Hito Steyerl, çalışmalarını Berlin'de sürdüren bir sinemacı ve yazardır. İşleri; video yerleştirmeleri, dijital ortamlar ve metinler aracılığıyla medya, teknoloji ve imgelerin küresel dolaşımını ele alır. Münih Sanat Akademisi'nde Gelişen Dijital Medya Profesörüdür. AdbK Münih'te Francis Hunger ile birlikte yürüttüğü araştırma platformu www.carrier-bag.net adresinde yer almaktadır. Sanatçı, Esther Schipper (Berlin) ve Andrew Kreps Gallery (New York) tarafından temsil edilmektedir.

https://www.hitosteyerl.net 

Dipnot

Hegel, G.W.F. (2014). Mantık Bilimi (Çev. Yardımlı A.) İdea Yayınları

Marx, K. (1979). Grundrisse (Çev. Nişanyan S.) Birikim Yayınları

Rancière, J. (2013). Filozof ve Yoksulları (Çev. Kılıç A.U.) Metis Yayınları 

Rancière, J. (2014). Cahil Hoca (Çev. Kılıç S.) Metis Yayınları

info@firezz.com 

 

 

 

 

Mahsum ÇİÇEK
Mahsum ÇİÇEK

Mahsum Çiçek: 2010 yılından beri sanat eleştirmenliği ve yazarlığı yapıyor. Birikim Güncel, Sanatatak, Unlimitedrag, Kitap24, Argonotlar, Zarema gibi sanat sitelerinde düzenli yazılar yazdığı gibi, farklı dergi, gazete, katalog ve sergi metinleri de yazdı. Süreli Kürtçe edebiyat kültür dergisi Kovara Wenda’nın yayımlanmasında aktif rol alıp aynı dergide Kürtçe öykü ve denemeler yazdı. Hâlâ bağımsız küratöryel faaliyetlerin yanı sıra sanat danışmanlığı da yapıyor. Fatih Tan ile birlikte Avesta Yayınları bünyesindeki avestART dizisi kapsamında Walid Siti: Babil’in Gölgesinde Dağların Peşinde ve Mahmut Celayir: Gölgenin İzinde monografilerini yayımladı.

Yorumlar (0)

Yorum Yaz